cath Kidston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cath Kidston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Değiştir ama değiştirme - Living room story




Taşındığımızdan beri hep aynı düzendeydi bizim salon, değiştirelim diyorduk ama bir türlü kalkışamıyorduk.
Birkaç hafta önce bir akşam öyle bezgin bezgin otururken, bir çoştuk, masa ile koltuğun yerini değiştirdik, Böylece masa canım önünde olacak ben daha rahat fotoğraf çekecektim. Tamam televizyonun karşısında sadece tek koltuk kalacaktı ama zaten ben genelde masa başında birşeylerle ilgilendiğimden televizyonu da radyo gibi dinliyordum.


Neyse değişikliği yaptığımız ilk gün çok sevdik, sanki yeni bir eve taşınmışız gibi geldi bize ama ışık olayına taktık. Zaten bizim en büyük  problemimizdir ışık olayı, bir çekmece dolusu ampul vardır evde, onu tak bunu çıkart, şunu dene, ay bu az ışık, ay bu beyaza kaçıyor, ay bu canlı değil derken kafayı yeriz bazen…


Bu sefer de eşyaların yerini değiştirince abajurlarında yeri değişti ve biz bir süre alışamadık. Aradan 1 hafta geçti akşam bir arkadaşımız geldi. Film seyredelim dedik. Haydaaa ikisi koltuğa kuruldu ben kaldım açıkta. Köşedeki koltuğu odanın ortasına çektim oturdum. Ertesi günde başka bir arkadaşımız gelecekti. Yok dedik bu şekilde olmaz tekrar eski haline soktuk evi. Cumartesi o şekil kaldı, Pazar günü arkadaşımız gidince yine değiştirdik. Böyle böyle 3-4 kez gitti geldi eşyalar bir o yana bir bu yana ve sonunda pes ettik. Eski haline getirdik bıraktık. Ama en azından içimizde kalmadı, şimdi eski haliyle çok seviyoruz, hah yaa budur diyoruz, neydi o öyle taşınıyormuşuz gibi...


 Zaten o koltuk da orada olmadı, dolaplar yanyana asker gibi dizili falan… Tek iyi tarafı, masanın cama yakınlığı ve orada fotoğraf çekmenin güzelliğiydi ama orada da öyle ahım şahım fotoğraflar çekemedim …

Herşey yerli yerinde güzelmiş meğer, değişince anladık…

NOT: Dolabın etrafında, duvarda, oradan buradan sarkan şeyleri fotoğraf çekerken çıkartmayı unutmuşum, gerçi bizim gözümüz alıştı onlara ama sanmayın ki hep böyle deli alacası gibi bizim ev...





A few weeks ago, We wanted to make some changes on our living room. We have changed the location of a table and sofa.

In the beginning, We were very happy, the table was in front of window and I could shoot nice photos... But our living room is really very small and when our friends come to us, we were not comfortable. Within 2 weeks we changed the living room about 3-4 times... And finaly we have decided to remain as before... Now we are happy:) it is realy comfortable...


To understand this, it seems that we had to make this change...






Yoğur kızım hamuru geliyorum...



İntagramda gördüğüm kadarıyla Merry Makings Magazin için yaptığım projelerden  en çok bu hava ile kuruyan hamurlar sevildi. Doğrusu ben her daim elimin altında olmasını istiyorum bu malzemenin.  Bulamayanlar, ne diyerek alacaklarını bilmeyenler kırtasiyelerde DAS veya FIMO markası ile arayabilirler. Farklı renkte olanları da var, ben beyazını tercih ettim bu sefer…


Evet Merry Makings’de gördüğünüz bir başka paket süsleme fikri ve tag yapımı ile karşı karşıyayız sayın seyirciler; “Parıl Parıl mı, Pırıl Prırıl mı” postuna bakarsanız yine bu malzeme ile yapılmış örnekleri ve detaylı anlatımı da bulabilirsiniz.


Ben bu sefer hamuru yumuşatıp açtıktan sonra daire şeklinde kesmek istedim. Çünkü amacım şu gördüğünüz şirin Cath Kidston paket kağıdını kullanmaktı. 2 yıl önceki yılbaşında Londra’da yaşayan arkadaşım var ya hani onun getirdiği hediyeler sarılıydı bu paket kağıtlarına.
İstediğim desenleri düzgünce kesip çıkarttım ve hepsinin sığabileceği büyüklükte bir yuvarlak kase aramak için mutfağın yolunu tuttum.


Aslında metal kalıbım olsaydı çok daha düzgün yuvarlaklar çıkardı ortaya ama dert değil, kuruyup, bulaşık süngeri ile son düzeltmeleri yapınca hiç de fena durmuyor.
İstediğim kadar yuvarlağı hazırladım, kurumaya bıraktım, kuruduktan sonra süngerle pürüzleri giderdim ve üzerlerine daha önceden kestiğim desenleri yapıştırdım. Bunu isterseniz direk peçete aktarma yapıştırıcısı ile ya da herhangi bir kırtasiyede satılan beyaz tutkalı sulandırarak da yapabilirsiniz. Tek yapmanız gereken nazik olmak. Yapıştırıcıyı kağıt ya da peçete parçalarının üstüne paldır küldür sürerseniz, buruşur, kopar gider… Üzülürsünüz karışmam.


Güzelce sürdünüz, hiçbir hava kaparcığı kalmadı, bırakın kurusunlar. Sonra isterseniz üstüne bir kat vernik de sürebilirsiniz, tamamen size kalmış.

En zevklisi de paketlemek, uygun kurdela – ip seçmek, evirip çevirmek, sonra da sevmek…
Gönlüm istiyor ki herkeslere ellerimle hediyeler hazırlayayım, paketler yapayım, kartlar yazayım… Belki bahane!  ama yok yetişemiyorum işte, o bu şu derken bir liste yapıyorum, liste listelikten çıkıyor. Bu sefer başlıyor bende bir stres ! stres yaptıkça da içimden gelmiyor o listeye uymak, kafamda habire öteliyorum. Şimdi bizimkiler de geldi ya, akşamlarımı onlara adadım, onlar ne isterse onu yapıyorum. Geçen akşam sadece dizi seyrettik, dün akşam boyama yaptım, bu akşam Allah kerim…
İşte böyle…

Her açtığınız paketle yüzünüz gülsün !



I love gift tags... There are many many ideas on blogs and pinterest in these days... I would like to try every each one but I know that I should go to shopping buy many presents and find enough money for them: ) My list is very very long...

Anyway; Today, I have shared my another diy project from Merry Makings Magazine.



I think air dry dough is a perfect metarial for making diy projects and especially gift tags.
You can see my another gift tag project details this post.
As you see images, all your needs are so simple. You can use whatever you want as pattern. Napkins, parchment paper or some stickers...

I think,  the most enjoyable part is to select the wrapper and ribbon, adding the gift tag and love the results.
You will find all details relevant to this gift tag project page 12 - 13 of Merry Makings in English.




See you next projects...

Loves...













Haftasonu Kartı - Tabak Olsun!





Neredeyse çorapları bile tek tek giyeceğim. Evde her şeyden azar azar var. Kendimi bildim bileli çok nadir almışımdır takım eşyalar. Önceleri mecburen öyle alıyorduk.

Malum öğrencisin, paran sadece ihtiyacını karşılayacak kadar… O zamanlar bizimkilerin evindeki bozulmuş takımların tabaklarını, eşantiyon bardakları, hediye borcamları falan kullanırdık. Sonra çalışmaya başladım, evlendim-evleneceğim gibi bir durum da var ortada, çeyiz batağına battım. (Aman kızlar size bir abla tavsiyesi, çeyiz alacak paranız varsa, onu biriktirin düğünden bir ay önce gidin ne isterseniz alın sonra o parayla… )

İşte sadece o zaman almışımdır bir iki takım bir şey, onları da kullanmadım, zaten evlilik konusuna da bir daha o zamanki kadar yaklaşmadım…



Yıllar içinde tek tek almaya başladım ben de sevdiğim şeyleri…  Özellikle pasta tabaklarına devamlı özeniyorum, her özendiğim takımı almaya kalksam, mutfağımın en az 100 m2 falan olması gerek herhalde.

Hem böyle tek tek olunca daha çok hoşuma gidiyor, misafir geldiğinde de yığıyorum bir kenara tabakları, isteyen istediğini seçiyor.

Eski mutfağımız da, şu anda oturduğumuz evin mutfağı da minicik. Gerçi biz seviyoruz ama işte şöyle ferah ferah olsa her yere raflar yapsam diye de iç geçirmiyor değilim…

Geçenlerde küçücük iki raf astık bir duvarına. Ayyy ne eziyet oldu bize anlatamam. Tam bir macera. Rafları asacağımız yerde aynalar vardı, ilk önce onları söktük, sökerken duvarında bir kısmını kopartıvermişiz. Hemen alçı kardık, kopardığımız yerleri yamadık. Tabii öyle kötü yamalı bohça gibi oldu ki mecbur o duvarı boyadık, baktık bir duvar boyalı diğeri boyasız olmayacak, hayda tüm mutfağı boyadık… Tabii bu boyama işleri aralıklarla oluyor, kurumasını bekliyoruz falan. İşte o sırada mutfaktaki eşyaların bir kısmını salona çıkartmıştım da o zaman fotoğraflamıştım bu tabakları da.. Neyse, sonunda duvarı cillop gibi yaptık. Rafları boyadık, duvarda yerini işaretledik, başladık çiviyi çakmaya… Kardeşim bu nasıl bir duvar, yok çivi kırılıyor duvarda bir numara yok anca alçıları dökülüyor…  Öyle bıraktık, ertesi gün gittik kalın beton çivisi aldık, tekrar başladık denemeye… Yok imkanı yok içeriye gitmiyor, çakılmıyor çivi… Nasıl sinirlendik, nasıl hırslandık anlatamam. O iş illaki yapılacak… O sırada bir matkap sesi duydum. Sesin geldiği yere doğru gittim evin içinde camdan bir baktım karşıdaki inşaattan geliyor ses.

Hemen gittim ustaya, kardeş bize matkabını birazcık verir misin dedim. Adam şaşırdı tabii, kullanabilecekmisin dedi, hallederiz biz dedim, ama adama pek güven veremedim herhalde ki dur ben gelip yapayım dedi. Allah bin kere razı olsun, matkapla geldi deldi gitti duvarları ama o özenle boyadığımız duvar oldu sana harita… Bu sefer oraya kağıt yapıştırdık. Ayy böyle anlatınca da çok saçma oldu… Fotoğrafı olsa anlayacaksınız nasıl bir şey, ama gün ışığı almadığından fotoğraflar hoşuma gitmiyor o yüzden de elimde hiç fotoğrafı yok…



Tabaktan raf mevzuna nasıl geldim ben… Aman işte böyle böyle…

Bu sıralar yine işler dolu dizgin, zaten buralarda pek sesim çıkmıyorsa bilinki ben başka sıkıcı işlerde harıl harıl çalışıyorum.

Haftasonunuz pür neşe içinde geçsin efendim…



I don't like to use full set. I think, a lot more fun to use various plates...

My kitchen is quite small because of that I can not buy all plates I love. I hope one day I'll have a large and bright kitchen.

I  wish all of you have a wonderful weekend...







Haftasonu Kartı




 
 
 

Hepinizin haftasonu keyif içinde, sevdiklerinizle bir arada, bol kahkahalı geçsin…

I wish all of you have wonderful, bright and enjoyable weekend…

 
 
 

 
 
 

Bugünlerde Bizim Sehpa...



 
Bu sehpanın hikayesini belki hatırlarsınız, hani siyahtı da beyaza boyamıştık. ( Hatırlamayanlar ilk acemilikte hazırladığım bu posta bakabilirsiniz)

Eve geldiğinden beri çok seviyoruz onu. Dönem dönem üstündekiler değişiyor. Biz çok çabuk sıkılıyoruz aksesuarlardan, yook atmıyoruz ama kendimize özletiyoruz onları. Her mevsime göre konsept yapıyoruz, şimdi tam yılbaşı havası esiyor mesela bu köşede…

Diyorum ya hikayesi olan eşyaları seviyorum, işte bu sehpanın üstündekilerin de hikayeleri var. Mesela yılbaşı ağacı süsleri… At ve kırmızı şişko geyiği (içinde çikolata vardı, yedik tabii) iki yıl önce tüm Avrupa’nın buz tuttuğu, – 16 dereceyi okuduğumuz karlı bir Münih tatilinde Christmas Market denilen sokaklara yayılmış stantlardan birinden almıştık. Manzaralar o kadar güzeldi ki. Her yer bembeyaz kar ve ışıl ışıl süslenmiş, insanlar alışverişte, eller kollar paket dolu,  kar üstünde sıcak şarap içiyorlar…
 

Sonra şu tahta geyik amcayı Salzburg’dan almıştık, ordada bir dükkan vardı, hala hatırlıyoruz, içi sırf boyanmış, süslenmiş yumurta doluydu, bir tane bile alamamıştık çünkü hangi birini alacağımızı şaşırmıştık. Ondan sonra gidip alakasızca bu geyik aksesuarı almıştık, seviyor muyuz, seviyoruz…

Gelelim güzeller güzeli matruşkaya. Kendisi Dükkan Pati’den… Nilgün Abla’yı çoğunuz tanıyordur herhalde, yaptıkları ile hayata bakışı, çoşkusu, öğrenme isteği, tatlı dili ve diğer bir çok güzel özelliği ile kendisini idolüm ilan ettim. Öyle güzel bir şey yapıyor ki  takdir etmemek mümkün değil. Dükkan Pati’yi açalı belki çok olmadı ama ününü duymayan kalmadı. Bu dükkanda satılan herşeyin geliri sokak hayvanları için kullanılıyor. Kimi zaman Nilgün Abla’nın zevkle boyadığı aksesuarlar, kimi zamanda duyarlı hayvanseverlerin bağışladığı el emeği göz nuru harikalar… İşte bu matruşka’da yine en az Nilgün Abla kadar sevdiğim, kendime çooook yakın hissettiğim,  yaptığı çarpı işlerine hayranlıkla bakıp imrendiğim Sevdiye’nin elinin emeği.  Dükkan Pati’ye bağışladığını duyunca pusuda bekledim ama neredeyse kaçırıyorum dediğim anda hop benim oldu. Çok şanslıyımki bizim evde tam 3 tane ayrı çarpı işi var Sevdiye’nin: ) Hepsini de çok seviyorum , ama şimdilerde gidip gelip bu hanımı öpüyorum…
 
 

Sonraaaaa… Cath Kidston mumumuz…. Ahh ahhh Allah herkese Londra’da yaşayan bir arkadaş kısmet etsin…  Bu mumu arkadaşım geçen sene yılbaşı zamanı getirdi bize  yanında başka güzel şeylerle birlikte… O ne getirirse biz bayılıyoruz zaten. Hele ki son getirdiği yine Cath Kidston kumaşlar…  Kıyıp da ne yapacağıma hala karar veremedim, habire fotoğraflarını çekiyorum bende: )
 
 
Dediğine göre benim sürekli zevklerim, ilgi alanlarım değiştiğinden bana hediye almak kolaymış…

Şimdi yenileri eklendi bunların yanına, hepsini de çok sevdim ama henüz fotoğraflayamadım, tamam kışı seviyorum dedim ama bari haftasonları fotoğraf çekecek kadar aydınlık oluverse şu hava…

 

I love this coffee table, we change  this side of our living room every season and in these days you can see these little accessories on the coffee table.
I like stuff which has story...

For example; We had bought this red horse and red tin deer from Munich 2 years ago.

It was so cold about  minus - 16 - degree but it was a unique view, everywhere was snowy and full of with Christmas decorations...
 
 

This little deer uncle is from Salzburg... I love it so much olso...

I'm so happy to have this tiny matryoshka. It is so sweet and I bougth it from "Dukkan Pati".

And of course I fell in love this Cath Kidston Candle... A friends of mine who lives in London, had given it me last year as present. She always gives me wonderful things which I like it. I am so lucky and I think, every people should have a friend who lives in London: )
 
 





 

Armutlu ballı kek gibisi yok...






Hep diyorum ya sevmediğim bir meyva yoktur benim diye. Bir sıralamaya koy deseler paniklerim sanki. Sadece armuta karşı bir ikirciklenme vardır içimde. Öyle her armut beni heyecanlandırmaz, yooo yerim yine de ama, dolabı açtığımda en son armut dikkatimi çeker mesela.

 

Akçaağaç armutudur benim favori armutum, hani yeşil, küçücük, naif olanlar, içi bembeyazdır, suludur, tatlıdır… hop hop yersin. Bir de Altınoluk’taki yan komşumuzun armutu bambaşka, mis kokulu, kocaman, sulu ve lezzetli.

 

İşte bu armutlar o armutlar. İstanbul’a gelirken yolda yiyelim diye vermişlerdi, yedik yedik ama arttı da. Kalanlar ile kek yapmak istedim.  Aradım taradım işte bu tarifi buldum.


 

Technicolor Kitchen - English Version benim uzun zamandır takip ettiğim harika bir yemek bloğu, yemek derken çoğunlukla kek tarifleri veriyor. Denediğim ama fotoğraflayamadığım birkaç tarifi daha var. Bence takibe almaya değer bir blog.  Baksanıza onun yaptığının görüntüsü ne harika olmuş, ben birazcık fazla kızartmışım ve benimki yamuk yumuk kabarıvermiş. Ama tadı gerçekten çok güzel. Keki pamuk gibi oluyor iç rahatlığı ile deneyebilirsiniz.

 

Gelelim tarife;
 

Malzemeler
3-4 adet Armut
½ cup bal
2 yemek kaşığı limon suyu
¾ cup + bir yemek kaşığı kadar (184 gr) yumuşak tereyağ
2/3 cup (116 gr.)  esmer şeker
3 yumurta
1 ½ cup + 1 ½ yemek kaşığı (225g) un
1 paket kabartma tozu (Bence bende bu biraz fazla geldi siz yarısını koyun)
¼ çay kaşığı tarçın (Ben daha fazla koydum)
¼ çay kaşığı hindiztan cevizi
1/3 cup (80ml) süt

“Cup” ölçüsü olarak su bardağını da kullanabilirsiniz (ustalar böyle diyor yani) .
 

Malzemeleri tezgaha dizelim sonra da fırını 180 dereceye ayarlıyalım, başlayalım armutları soymaya. İlk önce yarıya sonra her bir yarımı 4 parçaya bölüp çekirdeklerini çıkartalım. Küçük bir tencerede, kısık ateşte armutlar, bal ve limon suyunu bir güzel armutlar yumuşayıncaya kadar pişirelim (lapa olmayacak sadece renkleri şeffaf gibi olsun, balı içine çeksin, diriliğinden bir şey kaybetmesin güzelim armutlar). Pişti bunlar dediğimizde armutları ayrı bir tabağa  alıp soğumaya bırakıyoruz ama ballı suyu da atmıyoruz.

Gelelim kek kısmına; tereyağ ile esmer şekeri mikser ile krema kıvamına gelene kadar çırpıyoruz, sonra yavaş yavaş yumurtaları ekliyoruz ve yine güzelce çırpıyoruz. Bu karışımın üstüne, un, tarçın, hindistancevizi, kabartma tozunu da ekledikten sonra ne yapıyoruz tekrar çırpıyoruz ve sütü ekliyoruz,  bu esnada yavaş hızda karıştırıyoruz mikser ile. Karışımı önceden hazırladığımız kalıba döküyoruz, üstüne Armutları diziyoruz ve 50 dakika kadar pişiriyoruz.

 

Tamam bu kek pişti, harika oldu dediğinizde fırından çıkartıp bir süre sonra kaşıkla yavaş yavaş ayırdığınız ballı suyu kekin üstüne döküyorsunuz.

Ben servis ederken dilimlerin üstüne döktüm bu şerbeti. Bazıları istemedi çünkü ama bence tümünün üstüne dökülse, iyice emse çok daha güzel olur. Servisi de ılıkken dondurma ve artan armutlarla beraber yaparsanız zevkten eriyebilirsiniz.

Haydin afiyet olsun.
 
Tabak - Çanaklar;
 
Kek Servis tabağı ; IKEA
Pasta tabağı ; Cemile
Kaşık - Çatal ; Hisar
Çiçekli Kupalar ; Cath Kidston
Düz Renk Kupalar ; Porland
Porselen Demlik ; Touch Me (Hani Makro ve Migros'larda satılıyor ya. Web sitesini bulamadım.)
Armutların içine olduğu kase; Annem onu babamın eski pantolonlarını verip kapıya gelen kadından almış.
 

 
I love all kind of fruit. These pears were from our neighbor's garden in Altinoluk. It looks still delicious.

I wanted to try a cake with pears and I found a recipe on Technicolor Kitchen - English Version's blog. I have been following this great blog for a long time and I love it so much. You can find a lot of delicious cake and another recipes in there. As you see her images are really good.

My cake looks little bit different from the original image (mine looks little bit crooked: ) ) but the taste was wonderful. I think you should try it.

You can see all recipe and details here.
 
Bon appetit...
 
 
 
 


NOT: Şu fotoğrafların içinde beni bulun hadi: )

P.S. : Let’s find me inside these images: )



 
 
 

Bugün Bunu Sevdim - Cath Kidston Çanta



Cath Kidston kumaşlarından dikilmiş olan bu çantalara bayıldım. Keşke burada da bu kumaşları bulabilsek. Aslında birkaç sene önce IMÇ’ye gittiğimde çok hoş desenli kumaşlar görmüştüm ama orada olma amacım o zaman için farklı olduğundan tamda ilgilenmemiştim. Şimdi tekrar gitmek istiyorum oralara. Tabi şöyle de bir ayrıntı var, gittim diyelim, böyle de güzel kumaşlar buldum ve aldım, ee evde ne dikiş masinası var ne de dikiş dikmeyi bilen biri.
Ama içimde bu kumaşlara sahip olmak için inanılmaz bir heves var. Kıskanç mıyım neyim.
Çantanın hikayesi ve diğer fotoğrafları için HenHouse’un bloğuna ve ETSY’deki dükkanına bakabilirsiniz.







When I saw these cute tote bags I loved them so much. I wish we could find all Cath Kidston's products in Turkey. Maybe I can find similar fabrics, I  can also buy them but I don't know sewing and I do not have sewing machine:)
But unfortunately, I am getting crazy to have these fabrics:)
You can find the story of these bags on HerHouse blog and also you can look at her ETSY Shop.









Cath Kidston'ı Seviyorduk değil mi?



Dekorasyona ilgi duyan hemen hemen herkes Cath Kidston markasını biliyor ve ürünlerine bayılıyor.  

Cath Kidston desenlerini wallpaper olarak da kullanmak isterseniz işte link burada.

Not: Bu dosyalardan renkli çıktılar alarak kes-yapıştır işlerimizde de kullanabiliriz..


Almost everyone, who is interested in decoration knows Cath Kidston brand and loves all products.

You can find Desktop Wallpapers available for Download. The link is here




Hey Cath Kidston! Seni Seviyorum..




Londra’ya gidip de Cath Kinston’a uğramamak olmazdı. Arkadaşımın oturduğu mahallede bir mağazası vardı. Gitmeden önce internetten bakmıştım. Chiswick’de zaten herşey var. Oranın dışına çıkmadan bile yaşayabilir insan. Her gün uğrasam sıkılmayacağım o kadar çok hoş dükkan var ki anlatamam.





Bu tatilde benim en çok aldığım şey cupcake kağıtları..
Sanki pastanem var. Önümüzdeki günlerde çeşit çeşit cupcake tarifleri deneyeceğim çünkü arkadaşım da bana çok şirin bir tarif kitabı aldı.




Dün akşam onlardan birini denedim ama saat geç olduğu ve bir iki malzemem de eksik olduğu için üstündeki kremayı yapamadım. Bunlar yaban mersinli. Sıcak sıcak yendiğinde de pek bir lezzetliydi.  

Fotoğraflarda tarif kitabımı da görüyorsunuz. Onunla uyumak istiyorum.



Bu vazo; Dice Kayek tarafından Uludağ Maden Suyu için dizayn edilen şişe. Etiketin yerine desenli kağıt yapıştırdım ama kardeşim uyduruk olmuş dedi. Haftasonu başka bir şey yapıştırmayı düşünüyorum ama hala ne olduğunu bulamadım.




Before I went to London, I had planned to go to Cath Kidston. I love it a lot and I was very lucky. Because there is a Cath Kidston shop, in my friend's neighborhood. Actually in Chiswick,  there are many shops will not get bored, if I go every day.

in this travel,  my favori was cupcake liners. I bought very kind of cupcake liners, as if I have a cupcake shop.
in the coming days I'll try different cupcake recipes. Because my friend gave me a very cute cupcake recipe book.

Yesterday evening I tried one of them. But I could not put the crem top of the cupcake because the hour is late and I did not have a few ingredients. This recipe was with dry blueberry and also a very delicious when eaten hot.
you can see above my recipe book . I want to sleep with it.

This bottle is  designed by Dice Kayek for mineral water bottles. 
I sticked a bit paper with glue but my sister did not like it. I think another thing to do the weekend, but still can not find what it is.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...