bizden hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizden hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Evde kahvaltıyı özledim - I miss having breakfast at home




Bu kahvaltı haziran ayından hatta babalar gününden kalma. O gün evde yalnızdım, Funda bizimkiler ile birlikte Altınoluk’taydı, sabah uyanır uyanmaz babamı aradım, birbirimize aşk dolu bir yığın şey söyledik, hediye konusunu konuştuk, Funda’nın aldığına laf olsun diye alınmış dedi, kışın İstanbul’a gelince bizden ne istediğinden dem vurdu sonrada bana; benden kendine mükellef bir kahvaltı hazırla dedi kapattık telefonu. Ben de hazırladım…



Babam zaten anneme hiç benzemez, annem utangaçtır, şimdiye kadar bir şey istediğine tanık olmadım. Alışverişte insanı çileden çıkarır, mağazada konuşmaz, yaa beğendin mi, içine sindi mi, başka yere mi bakalım… Yok yok hayatta tepki vermez, zaten tek başına da çıkıp çarşı pazar dolaştığını da hiç görmedik. Ona ne aldıysak hep beğenmiştir, zaten annem biz üzülürüz diye verdiğimiz paçavra olsa  sesini çıkartmaz. O kadar ince düşünür ki onun mertebesine ulaşmak imkasızdır. Neyi hangi nedenle öyle yaptığını şans eseri öğrendiğimde çoğunlukla hayrete düşerim nasıl aklına gelmiş bunca detay diye…



Babam düzdür ama. Direk söyler sevdiğini de sevmediğini de.  Mesela farklı bir tarif denerim, eğer beğenmezse yemez, yüzüme karşı da söyler, koca kız olmamış bu, fantaziye kaçmışsın yine diye. Hiç de unutmaz, durup durup ayy o nasıl birşeydi der, Funda’yla bir olur dalgasını geçer, senin bu ablan var ya diye anlatmaya başlar… Ama ona bir hediye al çocuklar gibi şen olur. Giyilecek birşeyse hemen dener. En son bir tişört getirmişti ben Altınoluk’tayken Funda, giydi hemen, koştu aynanın önüne, göbeğini içine çekerek bir sağdan bir soldan gülümseyerek baktı kendine. Ayy çok yakıştı deyince de ; ben güzel bir sütlaçım bu tişört de üzerine tarçın oldu dedi. Kendini de böyle beğenir…

Sanırım özledim ben yine bizimkileri…


Bir de kışın evdeki uzun kahvaltıları özledim. Yalan olmasın ama sanırım hazirandan beri haftasonları evde güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamadım. Haziranın sonuna kadar Funda yoktu, Geldi 2 hafta sonra ben gittim, 2 hafta Altınoluk’ta kaldım geldim, sıcaklardan ne adam gibi bir şey yiyebildik ne de evde durabildik. Zaten bizim ev sabah güneşi alıyor, sadece de haftasonu evde kahvaltı etme şansımız var, sıcakta uzun uzadıya balkona çıkamayıp içerilerde kahvaltı etmek tam bir işkence o yüzden ya geçiştirdik ya da çıktık bir yerlere… Yani kısacası özledim sakin sakin ferah ferah kahvaltıları…


Kek yapmayalı bile neredeyse 3 ay oluyor, bakıyorum instagramda millet harıl harıl yeni tarifler deniyor... Kızıyorum kendime de  hazır bulunca oh götür, sıra yapmaya gelince aaa zamanım yok…
Kafam yığınla şeyle dolu, darmadağın… acil bir düzene ihtiyacım var. Şu ağustos bir geçsin kendime çeki düzen vereceğim… Bu böyle gitmez Ayda…





I have no idea how quickly this summer has passed. This breakfast table is from first days of June even from fathers day... That day, I was alone at home, my little sister, Funda was together with our parents in Altinoluk and I phoned my father, as soon as I wake up to celebrate his fathers day... This breakfast is his gift to me.
He asked me to prepare a nice breakfast for myself (I hope, this sentence is correct!)

I guess, we could not have a nice and long breakfast at home, after that day. I was alone for awhile and then I went to Altinoluk for vacation and all weekends were very very hot so we could not stay at home... I mean, I really miss the lovely, long and fresh breakfast tables...

I want to be at kitchen more often and to try new recipes... I should prepare a "to do list" and be more organized as soon as... I hope!!!







Bugün bunu sevdim - Today liked this


1 | 2 | 3 | 4 


Bu sıralar uyku düzenim diye bir şey kalmadı ortada. Saçma sapan saatlerde uyanır oldum. Çok yorgunum, uykum var, başım ağrıyor, sanki bol bol uyusam geçecek ama nerdeeee…

Son zamanlarda da bir bacak ağrısı başladı ki dostlar başına. Kendimi bildim bileli ağrır bacaklarım, küçükken hep mızırdanırdım bacaklarım da bacaklarım diye, ama için için de sevinirdim, artık kim kandırdıysa,  dört gözle bekliyordum selvi boylu olacağım günleri… Üniversiteye geldim ağrılar devam, pek umudum kalmasa da acabalardayım hala, uzadım uzayacağım… Hatta bir ara okulun doktoruna söylemiştim de romatizma demişti, ben henüz bluğ çağını atlatamamışken, hayatımı karartıp, kendimi yaşlı hissetmeme neden olmuştu: (

Bir ara unutturdu kendini, büyümem durdu yani: ) Kabullendim ben de durumu, bu mudur, budur dedim…
Birkaç yıl önce annemle babam bize gelmişlerdi, gece yattık birkaç saat sonra salondan fıstır fıstır bir yürüme sesi geliyor, uykum da çok hafif, hemen kalktım, gittim salona, yataktan kalkar kalkmaz da cin gibi olurum ben, hiç uyku sersemliğim yoktur yani. Neyse bir baktım babam salonda gözler yarı kapalı hızlı hızlı bir aşağıya, bir yukarıya volta atıyor, ellerde arkada bağlı. Hemen arkasına geçtim, ben de başladım yürümeye, bakıştık, gülümsedik birbirimize, birkaç tur attık öyle, bacaklarım ağrıyor dedi, böyle yürüyünce kan devranı oluyor rahatlıyorum… Tüh dedim, kıyamam…

Yaa bir insan bu kadar mı babaya benzer, hemen hemen bir küçük Rıdvan’ım ben, gerçi annemden de bir iki iz var ama %90 babam… İşte bir süredir ben de geceleri anlamsız bir saatte deli bir bacak ağrısı ile uyanıyorum. Oraya koyuyorum olmuyor, buraya koyuyorum yok, yattığım yerde bisiklet çeviriyorum, indirip kaldırıyorum bana mısın demiyor, kalkıyorum ben de başlıyorum yürümeye, çömelip kalkıyorum falan, saçma hareketler gece gece… ee tabi uykum açılıyor sonra, nerdeee öyle yatınca hemen uyumak, başlıyorum instagramda onu bunu beğenmeye, o bitiyor, tweet okuyorum birkaç tane, sonra pinterest… Hah işte bu dörtlüyü de sabaha karşı saat 4 civarında seçtim…

Anlayacağız; Bugün bunları sevdimin perde arkası da böyle…



There is no relevant between these images and which I've written : )

In these days, my sleep routine is messed up!  My legs are very sore and I wake up in the middle of the night. So I chose these images very very early this morning about 4 o'clock: )
I've mentioned my legs pain adventure lengthily. I think, you'll appreciate that it is very boring as well as quite difficult for me to write in English...


Loves...


Sezon Açılışı - Season Openning




Geçtiğimiz hafta çoğunlukla yağmurlu ama arada açan güneşle pırıl pırıl, hakin, huzurlu ve mutlu geçti benim için.


Çoğunlukla yıllık izinlerimi önceden planlıyorum ama bu sefer elimizde olmayan nedenlerden dolayı, aniden karar vermek, planlarda değişiklik yapmak zorunda kaldık ve bastık Pazar günü Altınoluk’a gittik. Sabahın köründe yollardaydık, zaman zaman yağmur öyle şiddetini arttırdı ki, yol kenarında durup beklemek zorunda bile kaldık.


Eve vardığımızda her yer her yerdeydi, ee koca bir kış geçmiş üstünden ev, bahçe batmış çıkmış. Hepimiz bir koldan giriştik temizliğe. Pazar akşamına kadar alt katın mutfağı bitti. Mutfak en zoru zaten orası bitti mi, gerisi kolay dedik. Ertesi gün alt  katı, ondan sonraki gün de üst katı bitirdik.


Daha önce böyle yağmurlu ve soğuk bir havada Altınoluk’ta bulunmamıştım hiç, tabi ki oranın tadı güneşli, mis gibi havada bahçede, denizde çıkıyor ama olsun, biz yazlıkta kış havası yaşadık ve onu da sevdik.


Tüm gün yorulduktan sonra banyo yapıp, evde olan iki battaniyenin altında, bir koltukta Funda ile annem, diğerinde babam ile ben, televizyonun karşısında, babamın büyük bir hünerle bulduğu futbol karşılaşmalarını izledik durduk. Çoğunuzun aksine biz seviyoruz spor karşılaşmalarını izlemeyi de dinlemeyi de... Küçüklüğümüz böyle geçti çünkü. Babam çok düşkün futbola ve diğer tüm sporlara, her an seyredecek bir maç bulabilir kendine, o ses bize de huzur veriyor sanırım. Mesela biz evde Funda’yla ikimizken de eğer seyredecek adam gibi bir şey bulamazsak açarız bir spor kanalını bir yandan o mırıl mırıl konuşur biz işimize bakarız. Hele de olimpiyatlar ya da dünya kupası, avrupa kupası varsa keyfimize diyecek yok. Şimdi dört gözle dünya kupasının başlamasını bekliyorum ama keşke bu dönemde Altınoluk’ta bizimkiler ile birlikte seyredebilsem maçları, annemin yorumları, babamın takımlardan yola çıkarak ülkeler hakkında yaptığı analizler harika olur şimdi. İlk iki hafta Funda da onlarla, ben bu sıralar yaz bekarıyım anlayacağınız ve evet onları kıskanıyorum : (

Hayırlı Kandiller…





We ( I and my little sister Funda) went to Altinoluk last week for season opening. My parent live there during summer and we've helped them for cleaning.

The weather was pretty bad, mostly rainy but we were so peaceful and happy...



These images are from our garden in Altinoluk and I'm looking forward to going there again and I miss already.






Haftasonu Kahvaltısı - Weekend Breakfast




Eskiden ne çok kahvaltı postu yapardım ben. O zamanlar hafta sonu gözümü açar açmaz elime alırdım fotoğraf makinasını taa hava kararana kadar bırakmazdım. Son zamanlarda sanki zorunluluk haline getirdim fotoğraf çekme olayını ve bunun için kendime çok kızıyorum.  İlla bir amaç için fotoğraf çekme fikri nereden girdiyse kafama sonunda çıkarttım onu. Geçtiğimiz hafta sonu, canım ne istiyorsa onu fotoğrafladım… Çektikçe çektim, çoştukça çoştum.

Alt tarafı bir kahvaltı sofrası demedim, öncesinde, sonrasında, sağından solundan artık Funda yeterrrr ben başlıyorum yemeğe diyene kadar oturmadım yerime.

Fotoğrafları düzenlerken dikkatimi çekti, pankekleri yaparken ilk önce insani boyutlarda dökmüşüm tavaya malzemeyi, sonlara doğru sıkılmışım, bitsin artık diye fazla fazla dökmüşüm, pabuç kadar olmuşlar. Bari büyükleri alta küçükleri üstte doğru dizseymişim ama o an o kadar açtım ki bir an önce fotoğraf olayını bitirip onları yemekten başka bir şey düşündüğümü sanmıyorum.


Bu arada Cath Kidston’ın en sevdiğim takımları bunlar, mavisi en sevdiğim mavi, çiçeği abartı değil, fincan boyutu da tam benlik…  Oyuncak fincan takımı gibi, yıllardır hiç sıkılmadım kullanmaktan.


Şu sıralar habire masanın yerini değiştirip duruyoruz. Geçenlerde de yazmıştım bunu ama bir ara fotoğrafları düzenlediğimde gösteririm size de. Yıllarca hiç kıpırdatma sonra kedi yavrusunu taşır gibi bir öyle bir böyle…


Şu sıralar Merkür’den mi, ülkenin genel buhranlı gönlerinden mi bilmem bir durduğum yerde duramama, bir iç sıkıntısı, bir darlanma halim var, gerçi dünden beri birazcık dağıldı ama tamamen uçup gitmedi bu hal, ondan herhalde böyle kopuk kopuk manasız bir post oldu bu: (

Neyse biraz renk, biraz iştah, biraz muhabbet olsun o zaman…


It was a long time, I didn't share our breakfast tables on my blog. About 1 year ago, I used to wake up early in the morning and start taking photos without stop during my weekends... Finally I did exactly same thing last weekend.

I woke up very early, set the breakfast table and took many many photos... I missed taking photos aimlessly.



This Cath Kidston series is great isn't it? I've been using them for years very fondly. And pankek! I'm eating them also very fondly: )

Anyway, I just wanted to say hello and share some our colorful breakfast table images with you...

Lots of love...










Bizim hediyeler - Our Newborn Gifts




Şöyle bir bakıyorum da dikiş dikmeye başladığım ilk zamanlarda şimdiye oranla daha alengirli şeyler dikmişim. Mesela şu tüp biye (budur inşallah adı) yapımı oldukça gıcık, hatta şimdilerde tahammülüm bile yok yapmaya ama o zamanlar daha doğru dürüst makinayı kullanamazken bunlardan dikmiştim habire.


Şu gördüklerinizi arkadaşımızın oğlu için hazırlayalı epey oluyor. Funda battaniyeyi ördü, ben bir mama önlüğü, 2 küçük yastık, bir alt açma şeysi diktim. Gülçin’i arada burada yazıyorum hani benim hayatımın en güzel 5 yılında beraber yaşadığım, üniversiteden arkadaşımız. Hah işte onun oğluna gitti bunlar. Ablaya da bir rüya kovucu deniyor ya hani “dream chather” diye geçiyor işte bir tane ondan yaptım.  Elimde bir iki fotoğrafı olacak unutmazsam sonra da onu paylaşırım sizlerle.



En kısa zamanda yine dikmek istiyorum bu yastığın birkaç değişik versiyonunu ETSY ‘deki dükkan için. Ama nedense şu sıralar biraz mesafeliyim dikiş makinasına karşı, çoşmayı bekliyorum bakalım artık ne zaman olursa…



I had sewed these pretty things for the newborn boy of a friend of mine and my little sister, Funda has prepared a small crochet blanket.
I thougt that, in first days of my sewing adventures, I used to sew to try more difficult and troublesome things according to these days... I'm having trouble finding enough free time for sewing and If I find it, I want you to achieve results in a short time.
Anyway, I'm planning to sew a few different versions of this sailing pillow case  for my ETSY Shop.
We'll see: )

Loves...













Bizim duvar bu sıralar - on the wall





Çok çok geç kalmış bir post bu. Uzun zamandır salonda yapmak istediğimiz bazı değişiklikleri bir kaç ay önce yaptık ama sizlerle ancak paylaşabiliyorum.

Fotoğraflar bir türlü içime sinmedi, ama ne yapsam ne etsem istediğim keskinlikte fotoğraflara ulaşamadım. Ben de olsun kader utansın diyip vazgeçtim bu sevdadan.
Mümkünse her duvara birşeyler asmak istiyorum ama o çivi olayı yok mu beni deli ediyor, hayattan soğutuyor resmen.


Şu gördüğünüz çarpı işleri taa geçen sene yılbaşında sevdiğim iki kişiden gelen hediyeler. Şu kalpli şirine Ahu’nun hediyesi, diğeri de Sevdiye’nin. İkiside bu konunun uzmanı biliyorsunuz: ) Öyle güzel işlemişler ki baktıkça hayran oluyorum, gıpta ediyorum becerilerine.  Aslında biraz da bu yüzden  neredeyse 1 sene beklediler evin farklı köşelerinde bu güzellikler.  Onları hep gözümün önünde istedim ama ha diyince duvardaki mevcut tabloları çıkartıp bunları asmak mümkün olamadı. Duvarın boyanması gerekiyordu. Duvarı boyamadan önce de o duvarın önündeki hiç sevmediğimiz koltuktan kurtulmamız…
 

Bu arada yine aylar aylar önce Silvia’nın kuşlu posterini almıştım internetten. Matisse’in Blue Nude IV’nün yanına arkadaş olsun istedim.  Oldum olası kağıt kesim sanatına hayranım. Burada workshoplar olsa bir fırsat bulup kesin katılırım dediğim ilk sıradaki aktivite. Benim bu sanata olan ilgim Matisse’in cut out’ları ile başladı. Kağıtları keserek ortaya çıkan figürlerin hepsini çok sevdim. Daha sonraları da paper cutting olarak anılan kağıtları keserek yapılan eserlere hayranlığım arttı.

Bu sıralarda Silvia ile tanıştım. O kadar zevkli, o kadar güzel şeyler yapıyor ki, yaptığı her şeyi seviyorum. Silvia İtalya’da eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan bir sanatçı. Son zamanlarda sık sık workshoplar veriyor. Keşke bir gün İstanbul’a da gelse ve biz de o zevki tatsak. Bloğunu takibe alıp,  dükkanına kesin göz atın siz de bence, kesin seversiniz.

Neyse adım adım planladık bir hafta içinde yapacaklarımızı ve Cuma akşamı iş çıkışı IKEA’ya gittik, bir koltuk aldık, sonra eve geldik, saat 3’e kadar kitaplığı tamamen boşaltıp  yeniden düzenledik, ertesi sabah bir yandan boya işine girişirken diğer yandan arka odaların temizliğine başladık. Pazar sabahı saat 8:30 da Fundayla ikimiz 3.10 cm uzunluğundaki dana gibi koltuğu, ayıp olmasın diye, apartımanda kimsecikler uyanmadan evden çıkartma işine soyunduk, kapıdan çıkmayınca salonun ortasında koltuğun etrafında bir iki tur atıp, alet çantasını getirdik ve koltuğun kollarını bir güzel söktük, bu sefer zor da olsa kapıdan çıktı ve biz o koltuğun altında kalmadan onu en alt kata kadar indirmeyi başardık. Azmin zaferi!!!

Mutluluktan ve stresten resmen bir süre dizlerimin titremesine engel olamadım…  Öğleden sonra yeni koltuk geldi, içeriden çıkandan epey küçük, ama adamlar kan ter içinde kaldılar, onlar zorlandıkça, biz olur olur, girer bu diyoruz ama biz bir iki saat önce bunun büyüğünü çıkarttık bu kapıdan diyemiyoruz: ) Yok çünkü ikimizde 1.5 m boylarında ufak tefek tipleriz, hem niye siz çıkarttınız bir adam neden tutmadınız diyebilir. Onlara sin böyle göründüğümüze bakmayın biz birer cep herkülüyüz ve adam tutup onun nazını çekecek kadar sabrımız yok demek biraz ayıp geldi.

Sonuçta koltuktan kurtulduk, akşam üstü yenisi geldi, temizliğimiz bitti, duvara çiviler çakıldı, yeni tablolar yerlerini aldı. Ohh bir ferahladık, bir hafifledik, bir mutlu olduk ki sormayın. Ama geçen hafta sonu da salonda bazı eşyaların yerini değiştirdik, ne kadar süre böyle kalır bilmiyorum, bir sonraki postta da ondan bahsederim artık.



This is a post much too late. I wanted to show you our wall a few months ago but whenever I took their images, I did not like them. I have wanted to show these beauties with in the best images but  unfortunatly today I gave up my this thought because, that wall never getting good light:(
I love to see work of art which is belong to my loved ones on my walls.

These two lovely cross stitcher tables were from my sweet blog friends Ahu and Sevdiye. They had sent me them last year and until a few months ago they were hanging on our another room walls but I wanted to see them more often. Ahu and Sevdiye are quite good at cross stitch as you see.


And this adorable paper cut poster is belong to dear Silvia. I had bought it about 4-5 month ago and I loved it so much.

I'm a huge fan of Silvia and her arts. She is very talented person and I love to see her images, her paper cuts and diy projects.

I've been a fan of the art of paper cutting with Matisse's works. I have become more interested in this art each passing years... Especially after seeing Silvia works! I am very eager to join one of her workshops if I find a opportunity. 

For hanging these beauties on our wall, firstly I had to paint all room walls and we did some changes.


But it was worth all our tiredness. Now we are happy to look at this wall.






Yeni bir yıl, yeni bir liste...




Senenin son günleri pek bir koşuşturmalı geçti. Şöyle bir sakinleyip 2013 de neler oldu, beni mutlu eden şeyler, üzenler, yapmak isteyip de yapamadıklarım, hiç aklımda yokken yaptıklarım nelerdi düşünemedim bile.

Bu sabah işe geldim, sabah kahvemi içerken düşündüm biraz. Sonra başladım 2014 listesini yapmaya. Burada da her fırsatta yazmışımdır. Ben de Funda da liste yapmayı çok severiz, evin her köşesinden listeler çıkar, onları hep saklarız. Yıllar önce yazılmış bir listede yapılanları işaretlemek acayip zevk verir bize. Listeye yazıp da yapmadığımız ya da almadığımız çok çok az şey vardır. Hedef olmayınca başı boş kalıyor hayat.  

İşte benim 2014 de yapmak istediklerimden bazıları;
ETSY’de dükkanı aç.
Photoshop ve Lightroom programları ile daha fazla ilgilen.
İngilizceni geliştirmek için çalış.
Daha sağlıklı yaşa. Bol bol yürü, bol bol mevye ye,  erken yat.
.
.
Liste sonlara doğru sapıtıp alışveriş listesine dönüşüyor, artık onları yazmadım.  Ama ben 2014’den umutluyum, bir kere çift sayı.

Umarım herkes için hayallerin gerçeğe döndüğü bir yıl olur…




The last days of the year was very busy. I could not find enough time to think, what happened in 2013... things that made me happy or upset, what I wanted to do, what I did...
I came to work this morning and I thought a little while drinking my morning coffee and started making a list for 2014. I and my little sister Funda love "to do list".  You can find many "to do lists" in every corners of our home. We keep them always and when we find one of them after many years, it gives us great pleasure to mark some items as done.

Here's some things of what I want to do in 2014 ;
Open up an ETSY shop as soon as.
More interested in Photoshop and Lightroom programs .
Try to improve your English .
More healthy living...  walks more, drink more water, eat plenty of fruit , go early to bed.
.
.
List towards the end turns into a shopping list : )  I did not write them anymore.
I have high hopes for 2014.
Happy new year everyone, hope all of our dreams come true in 2014…









Annem Beni Hırsız Sanıyor!



Bu eve ilk taşındığımızda hiç eşyamız yoktu, ee ne de olsa 50 m2’lik bir evden taşınmıştık. Yıllarca küçücük evde oturmanın verdiği eziklikle sanırım, şimdi o salon doldu da taştı bize yer kalmadı: )

Ayy bizim hakkımız değil mi, şöyle güzel bir sehpamız olsun, ayyy yıllarca hobi dolabı istedim hep içime attım, tam baş köşeye koymayayım mı yani, bilgisayar da burada olsun başka odada olunca oturamıyorum başına, koy masayı şöyle derken, fazladan küçücük bir tabureye bile yer kalmadı (tabureyi sen anladın Funda) : (


Bloglarda görüyorum  ağaçları, ışıl ışıl parlayan süslerini. Biliyorum özenti, biliyorum bizim olmayan bir gelenek… Ama kime ne ki, kim çıkartmış ki bizi - sizi, doğruyu - yanlışı diyorum sonra, esas olan, içinden ne geliyor, sonunda mutluluk, neşe, güzellik var mı!!! Eee tamam o zaman gerisi boş. Hem her gün haberleri izlerken yüzüm kızaracağına, içim yanacağına minik çamımı süslerim daha iyi.

İşte buradan yola çıkarak bu sene bu küçücük minicik, tam da evimize uygun ağacımızı süsledim nazik nazik. O kadar naif ki dalları. Umarım iyi bakabiliriz de seneye de görürsünüz büyümüş halini.



Bu arada Pazar günü fotoğraflarını çekiyorum ağacın, bir ara odadan çıktım babam eline almış hani şu fotoğrafta görünen ahşap  el modelini, buna para mı vermişler diyor,  annem de ; yok sanmam, biri sokağa bir manken  atmıştır bizimki de elini almıştır diye yorum yapıyor!!!!

Yani birinin sokağa manken atması ki artık nasıl bir manken hayal bile edemiyorum ve benim çöpten o mankeni görüp elini kopartıp almam, gidip bir kırtasiyeden ahşap el modeli istiyorum diyerek para verip almamdan daha normal geliyor bizimkilere..

Hayal gücü çok geniş bir ailenin üyesi olduğum için şükürler olsun…




Actually, you know, we don't celebrate Christmas in Turkey (of course generally).
But I love to see decorated Christmas trees around. It makes happy everyone like a child.
This is our tiny tree and I have decorated quite simple it just to feel these great season.

It is so delicate and pretty that hopefully It can survive at our home and I can share with you next year as more grown up.










İki Arada Bir Derede!




Bu gün için başka bir post hazırlamaktı planım ama iş yerine adımımı atar atmaz öyle beklenmedik  bir koşuşturma içinde buldum ki kendimi anlatamam. Taa yazki bir ihaleyle ilgili sorular, cevaplar, zamana karşı yarışmalar, amanın bir telaşe, bir gerginlik, bir stres sormayın gitsin.


Şu anda benim tarafımdan yapılacak işleri hallettim yurtdışından cevap bekliyorum. İşte tam da bu anı seviyorum ben;  görevini yapmış olmanın verdiği huzur, ama onca stresin yarattığı bir saftarozluk, boş boş etrafa bakınma, kolunu kıpırdatamama hali…

Beklediğim cevap gelene kadar, geçtiğimiz haftasonundan bir iki kare fotoğrafla  bir uğrayayım buralara dedim anlayacağınız. Cuma günü  her zamanki rutin kontroller sonucundaki kan tahlillerim elimde ve değerlerin bir çoğu yıldızlı olunca Cuma çiçeği alma olayını birazcık abarttım sanırım.  Eve bir kucak dolusu çiçek ile geldim. Cumartesi günü de hangibirini fotoğraflayacağımı şaşırdım ve yorgunluktan ters düştüm. Pazar günü ise yerimden bir tek kek yapmak için kalktım diyebilirim: ) Tüm günüm işte şu gördüğünüz koltukta kah dergi okuyarak, kah uyuklayarak, kah film izleyerek geçti. Yine olsa da yine yapsam…




Actually, I was planning to share with you another post but I did not have enough time to prepare it. Since I have came to office, began an unexpected rush regarding to a tender which submitted in summer. It was stressful and against time.

Now, I did my duty ( I like this feeling) and waiting their response. So I have a short time to spend time in here with my images from the last weekend.

I bought armful of flowers last Friday. After my rutin doctor control I saw that my some blood values were not good and I thougt that I deserved that lovely flowers: )

I took photos of that flowers all day Saturday, from morning until evening. On Sunday, I got up only to make cakes from the seat which you see. It was so relaxing to read magazine, watch film and a short nap.

I need same activities now: )








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...