Bu kahvaltı haziran
ayından hatta babalar gününden kalma. O gün evde yalnızdım, Funda bizimkiler
ile birlikte Altınoluk’taydı, sabah uyanır uyanmaz babamı aradım, birbirimize
aşk dolu bir yığın şey söyledik, hediye konusunu konuştuk, Funda’nın aldığına
laf olsun diye alınmış dedi, kışın İstanbul’a gelince bizden ne istediğinden
dem vurdu sonrada bana; benden kendine mükellef bir kahvaltı hazırla dedi
kapattık telefonu. Ben de hazırladım…
Babam zaten anneme
hiç benzemez, annem utangaçtır, şimdiye kadar bir şey istediğine tanık olmadım.
Alışverişte insanı çileden çıkarır, mağazada konuşmaz, yaa beğendin mi, içine
sindi mi, başka yere mi bakalım… Yok yok hayatta tepki vermez, zaten tek başına
da çıkıp çarşı pazar dolaştığını da hiç görmedik. Ona ne aldıysak hep beğenmiştir,
zaten annem biz üzülürüz diye verdiğimiz paçavra olsa sesini çıkartmaz. O kadar ince düşünür ki onun
mertebesine ulaşmak imkasızdır. Neyi hangi nedenle öyle yaptığını şans eseri
öğrendiğimde çoğunlukla hayrete düşerim nasıl aklına gelmiş bunca detay diye…
Babam düzdür ama.
Direk söyler sevdiğini de sevmediğini de.
Mesela farklı bir tarif denerim, eğer beğenmezse yemez, yüzüme karşı da
söyler, koca kız olmamış bu, fantaziye kaçmışsın yine diye. Hiç de unutmaz,
durup durup ayy o nasıl birşeydi der, Funda’yla bir olur dalgasını geçer, senin
bu ablan var ya diye anlatmaya başlar… Ama ona bir hediye al çocuklar gibi şen
olur. Giyilecek birşeyse hemen dener. En son bir tişört getirmişti ben
Altınoluk’tayken Funda, giydi hemen, koştu aynanın önüne, göbeğini içine
çekerek bir sağdan bir soldan gülümseyerek baktı kendine. Ayy çok yakıştı deyince
de ; ben güzel bir sütlaçım bu tişört de üzerine tarçın oldu dedi. Kendini de
böyle beğenir…
Sanırım özledim ben
yine bizimkileri…
Bir de kışın evdeki
uzun kahvaltıları özledim. Yalan olmasın ama sanırım hazirandan beri
haftasonları evde güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamadım. Haziranın sonuna
kadar Funda yoktu, Geldi 2 hafta sonra ben gittim, 2 hafta Altınoluk’ta kaldım
geldim, sıcaklardan ne adam gibi bir şey yiyebildik ne de evde durabildik.
Zaten bizim ev sabah güneşi alıyor, sadece de haftasonu evde kahvaltı etme
şansımız var, sıcakta uzun uzadıya balkona çıkamayıp içerilerde kahvaltı etmek
tam bir işkence o yüzden ya geçiştirdik ya da çıktık bir yerlere… Yani kısacası
özledim sakin sakin ferah ferah kahvaltıları…
Kek yapmayalı bile
neredeyse 3 ay oluyor, bakıyorum instagramda millet harıl harıl yeni tarifler
deniyor... Kızıyorum kendime de hazır
bulunca oh götür, sıra yapmaya gelince aaa zamanım yok…
Kafam yığınla şeyle
dolu, darmadağın… acil bir düzene ihtiyacım var. Şu ağustos bir geçsin kendime
çeki düzen vereceğim… Bu böyle gitmez Ayda…
I have no idea how
quickly this summer has passed. This breakfast table is from first days of June
even from fathers day... That day, I was alone at home, my little sister, Funda
was together with our parents in Altinoluk and I phoned my father, as soon as I
wake up to celebrate his fathers day... This breakfast is his gift to me.
He asked me to
prepare a nice breakfast for myself (I hope, this sentence is correct!)
I guess, we could not
have a nice and long breakfast at home, after that day. I was alone for awhile
and then I went to Altinoluk for vacation and all weekends were very very hot
so we could not stay at home... I mean, I really miss the lovely, long and
fresh breakfast tables...
I want to be at
kitchen more often and to try new recipes... I should prepare a "to do
list" and be more organized as soon as... I hope!!!