Evimiz Renklendi...





Bizim evde sadece 2 tane halımsı şey var, geri kalan her yer minik minik paspaslarla, kilimlerle dolu. Bizim kadar paspasa, kilime para veren azdır sanırım. Zevkimize uygun birini gördük mü kardeşimle birbirimize bakar doğru kasaya gideriz.

Temizliğe ilk tüm paspaslar toplanarak başlanır bizim evde, onları balkondan silkeleriz ve silinmiş balkon demirine üst üste koyarız, sonra tüm ev tertemiz silindikten sonra hepsi yerlerine serilir, ki en zevkli iş budur: ) 

Mutfağa, antreye, arka odaya, banyoya, koridora, balkon kapısının önüne, benim odama, kardeşimin odasına.... bir nevi tavaf ederiz evi :) Çamaşır ve ütü sorumlusu olan kardeşimse onları aklına estikçe yıkar, aklına da pek sık eser, ee böyle olunca da çabuk solar, yıpranır ya da bizim hevesimiz kaçar bu miniklerden.
Bu haftasonu planımızda boya işleri vardı, cumartesi günü erkenden uyandık saatin 10 olmasını zor bekledik resmen. Cevahir'in kapısında bittik erkenden. Koçtaş'a gidip fırça, boya, tiner, beton çivisi, zımpara, silikon ve daha yığınla ıvır zıvır malzeme alınacaktı ama biz ilk önce birkaç mağaza gezelim dedik ve elimiz kolumuz paspas-kilim dolu döndük eve. 

Mudo'nun banyo paspaslarını her zaman çok seviyorum, geçen sezon pek zevkimize göre yoktu, bu sezon 3-4 tanesi çok hoşuma gitti, ama biz 2 tane aldık. Zara Home'da ne varsa zaten çok hoşuma gidiyor, oradan da ne zamandır almak istediğimiz uzun kilimin sonuncusunu kaptık bir de küçük ponponlu bir paspas.. 

İşte şu fotoğraflarda gördüğünüz rengarenk minikler bizi çok mutlu etti bu haftasonu.
Evde yapılan küçücük bir değişiklik nasılda havasını değiştiriyor insanın, nasıl da gülümsetiyor her banyoya girdiğinde, her koridordan geçişinde rengarenk püsküllere bastığında...
Haftasınız çoook renkli geçsin.

Bir de herkese tek tek teşekkür ettim ama tekrarlamak istedim bir önceki posta yazdığınız güzel dilekleriniz için ne desem az. İyi ki birlikteyiz...
 



We bought a few new rugs and mats this weekend as you see here. They made me so happy when I saw them in the bathroom or in the entry or in the hallway...






Size Anlatacaklarım Var...





Bu pazartesi günü bir ihalemiz var o yüzden adam akıllı bakamadım ne kendi bloğuma ne de sizlerinkilere. Aklım buralarda ama yapacak bir şey yok, ben pompadır, borudur, vanadır uğraşmak zorundayım: )

Neyse küçük bir ara yarattım kendime, birazcık nefes alayım hem de sizlere birşeyler anlatayım diye.

Hani biliyorsunuz geçen hafta Cumartesi günü Atölye Curcuna’nın açılışı vardı, bu fotoğraflar oradan. Biraz erken gittim, sizler için birkaç kare fotoğraf çektim.  Yeri o kadar güzel ki. Sanki başka bir şehre gitmiş gibi oldum.



En son ne zaman Bağdat Caddesi’nde yürüdüm hatırlamıyordum. Avrupa Yakası’nın yüksek ve dipdibe binalarından sonra pek bir yeşil, pek bir ferah geldi bana. Hele ki Atölye sahile çok yakın bir binanın bahçe katı da olunca tadından yenmedi: ) Orada olduğum süre boyunca habire baştan döşedim tüm odaları. Hatta akşam üstü kardeşim ile arkadaşımızda geldi bu sefer onlarla döşedik. Bu kendimi bildim bileli böyle, kardeşimle ikimiz ilk nereye gidersek gidelim mutlaka başlarız burası bizim olsa şöyle yaparız böyle yaparız diye hayaller kurmaya.


Neyse gelelim sadede, bir buçuk yıldır burada habire kestim, biçtim, yapıştırdım, pişirdim durdum, iş yerinde bunalıp bunalıp hobiler aleminde kendimi unuttum. Şimdi de evde kendi kendime yaptıklarımı Cumartesi öğleden sonra ve Çarşamba akşamları Atölye Curcuna’da yapacağım. Bahçeşehir Üniversitesinde verdiğim Çevre Mühendisliği dersinden sonra epey farklı bir boyut olacak benim için: ) Çok daha zevkli olacağı kesin ama.



Dersler Temmuz ayının sonu gibi başlayacak, detaylı bilgiyi Zeynep’ten (0216385 31 37 - 05309441494) alabilirsiniz ama ben de size kısaca bahsedeyim; Atölyede İkebana, babet süsleme, stil danışmanlığı, fotoğraf workshopları ile benim vereceğim;  kavanoz süsleme, duvarlar için posterler ve sarkıtlar, hani kardeşim ve arkadaşım ve daha bir çok kişi için diktiğim kumaş çantalar gibi çantaların dikimi ile neredeyse üzerinde uzmanlaştığım yastık (kırlent ) dikimi workshopları yapılacak.



Benim için çok heyecan verici, çünkü daha önce hiç düşünmediğim birşeydi bu . Maalesef Türkiye’de herkes istediği işte çalışabilme lüksüne sahip olamıyor.  Ben de onlardan biriyim ve tam 18 yıldır 2 hafta üst üste izin yapmadan çalışıyorum. (İnsanın bir düğün izni, ne bileyim doğum izni hadi o da olmadı bir ameliyat sonrası istirahatı olur.. yok olmadı)

O yüzden bu iki günlük küçük kaçamaklar bana çok iyi gelecek. İşten eve, evden işe gitme rutinimi kırmayı planlıyorum: ) Hem dersler bir nevi gün havasında geçeceği için ve aynı şeylerden zevk aldığım kişilerle birlikte olacağım için de bir sürü yeni arkadaşım olacak.


Atölye Curcuna’nın kendi websitesi ve bloğu şu sıralarda hazırlık aşamasında bildiğim kadarıyla. Zaten ben derslerin tarihleri belirlendiğinde buradan da duyururum, belki aranızdan böyle şeylere meraklı, hoşça vakit geçirmek isteyenler olur, aramak ister…

İşte anlatmak istediğim buydu, şimdi dosyamın başına dönsem iyi olacak…

Hepinize  sıcak kumlardan serin sulara koşabileceğiniz bir haftasonu diliyorum.




This post is about a workshop which I've mentioned last week.

Atolye Curcuna was opened last Saturday and workshops will start end of the July. I'll be there. It is really exciting.
All craft decorations were made by me with a great pleasure for the opening day.

I wish all of you have a wonderful weekend...










Kendime Geçer Nazım...




El atmadığım bir bu iş kalmıştı, onu da denedim rahatladım. Biliyorsunuz ara ara şu kendiliğinden kuruyan hamurlarla birkaç deneme yapmıştım, bir türlü de istediğim gibi olmamıştı hiç biri, ama yılmadım.

Kabalcı’ya her gittiğimde bu rengarenk polimer killerin başında epey zaman geçiriyordum, şöyle bir gözlerimi kısıp bunlarla ne yapabilirim diye düşünüp düşünüp, bir şey bulamayıp ayrılıyordum yanlarından aklım onlarda.



Geçenlerde dayanamadım aldım birkaç renk, evde bir süre durdular sonra pinterest’de ve google’da araştırdım biraz ve kolye yapmaya karar verdim. Bir Cuma akşamı oturduk kardeşimle  televizyonun karşısına, bir yandan Yalan Dünya’yı seyrettik bir yandan da hamurları yuvarladık durduk. Bazıları çok sertti, avuç içlerimiz, parmak uçlarımız o kadar çok acıdı ki. Ama sonra onun da püf (püh de olabilir tabi: ) nasıl ama bu sefer aklıma geldi Latiş, durdum düşündüm öyle yazdım…) noktasını buldum internetten; azıcık çiçek yağ damlatıyorsun polimer kilin üstüne, o bir kayganlık veriyor, ellerinde çok acımadan yumuşatıyorsun. Ben kulak temizleme çubuğunun ucu ile sürdüm mesela. Ama tabi en iyisi alırken dikkat etmek, çok sert olanları almamak.



Ne diyordum  yuvarladık da yuvarladık, bir yandan da kürdanla ortalarını deldik. Sonra fırın tepsisine pişirme kağıdını serdim koydum boncukları tepsiye. Paketlerin üstünde 130 derecede, 20-25 dakika pişirin diyor ama ben ne yaptım… Dur dedim internetten de bakayım. İşte bazen böyle basiretim bağlanıyor, devamlı makine gibi işleyen beyin birden alıklaşıyor ve dünkü çocuğun bile bilebileceği bir şeyi anlamakta zorluk çekiyor, es geçiyor, nutku tutuluyor.




Baktım internetten aynı bizim yaptığımıza benzer yuvarlak boncuklar yapmış Amerikalı bir kadın, yazdıklarına şöyle bir göz gezdirdim ilk gördüğüm sayıyı belledim ve gittim fırının başına, 275 derece…. Kardeşim saçmalama dedi, gel üstünde yazanı yapalım, ben de ona sen saçmalama dedim, kadın aynısından yapmış işte, yapmışken tam olsun…

Sonra mutfak saatini kurdum 25 dakikaya ve geçtim yine televizyonun karşısına. Alarm çaldı ve bir gittim ki mutfağa, duman duman ve iğrenç bir koku… Bir açtım fırının kapağını, Allah’ım onlar nasıl şekillerdi öyle, kapkara olmuşlar, şişmişler, patlamışlar, yamulmuşlar, yanmışlar, iğrençti yani bildiğin…

Onca emeğe mi yanarsın, kardeşine rezil olduğuna mı yanarsın bilemedim.  Ortalığı temizledim suçlu ve mutsuz, sonra birden aydım; o internet sitesinde yazan 275 derece Fahrenayt cinsindendi…

Aradan birkaç gün geçti, hiç konusunu etmedim bu olayın ki kardeşimin eline koz vermeyeyim, gayet kendinden emin tekrar başladım yuvarlamaya, baktım bizimkisi de sokuluyor yanıma, oynayıp duruyoruz hamurlarla. İnanılmaz zevkli bir şey, kafanda ne yapacağın belliyse tabii, aksi taktirde, yuvarla yuvarla bir yere kadar. Ben bir iki fanteziye kaçtım şu gördüğünüz yüzüklerdekiler gibi ama onlarda çocuk yüzüğü oldu: )




Sonunda başardık pişirmeyi aynen paketin üstünde yazdığı gibi ve evde bulduğumuz boncuklar, eski ve kopmuş kolyelerin malzemeriyle birkaç yeni kolye yaptık. Ama sonra iki hafta mankenimizin kapsini çektim fotoğraflayamadım bir türlü, yok bir haftasonu dışarıdaydı, diğer haftasonu aramız limoniydi derken kendime geçer nazım dedim ve soyundum sizler için mankenliğe: ) Ne zor işmiş kendi kendini fotoğraflamak, tripod almak şart oldu ama erteleyip duruyorum, evde bir de onu koyacak yer bulmam gerek.

Böyle yani…








This is my first trial with polymer clay. It is really fun to play with them. I'm not a huge jewelry person... but when I started to play with polymer clay I could not find anything to do other than bead. Now I have many colorful beads: )

Polymer clay is easy to shape and cut into forms such as beads and small figurines, but softening the clay is usually necessary to make it easier to work with. Polymer clay can become difficult to work with when it isn't fresh. It becomes hard and isn't easy to work with.You can knead the clay by hand and add sunflower oil to it to speed up the process.




After cooling, I have collected them with pieces of our old necklace  and to string them onto the waxed cotton cord.

I have finished these necklaces before a while but my model (my little sister) was very capricious: ) Because of that, I wanted to show you them as a model by myself: ) It was very difficult to take photo without tripod. I have to buy a tripod as soon as.














Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...