Geçtiğimiz bir kaç hafta
hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yorucu geçti. Fiziksel yorgunluk yatarsın
uyursun geçer de gönül yorgunluğu.. işte o biraz problem… Bir türlü geçmeyen, unutulmayan, asla
unutulmayacak öyle acılar var ki bu topraklarda…
Bu haftasonu hemen
hemen evden hiç çıkmadım diyebilirim, uzun aradan sonra kurdum masaya düzenimi,
balkonu yıkadım, çiçekleri suladım, kah balkonda keyif yaptım kah içeride dikiş
diktim. Hafiften kafam dağıldı sanki, iyi geldi gündemden uzaklaşmak, farklı
bir şeye kafa yormak, sakinleşmek…
İlk kez bu sene yaza
girerken balkon için sanırım hiç çiçek almayacağız. Balkon şu anda herbiri
kocaman kocaman açmış sardunyalar ile dolu. Kış çok yumuşak geçti ya hiç biri
bozulmadı, güneşi görür görmez de çiçeklendiler, hatta o kadar fazla çiçek vardı
ki, birazını kopartmaya bile elim vardı.
Koparttım koydum masanın üstüne bir yandan diktim bir yandan seyrettim.
Koparttım koydum masanın üstüne bir yandan diktim bir yandan seyrettim.
Gerçi diktiğim şey
konusunda biraz endişeliyim. Ne diksem ne diksem diye dolanırken, Funda bana
plaj çantası diksene dedi, iyi tamam diyivermişim… Kendim ettim kendim buldum,
yapacak bir şey yok, bakalım bu seferki çantayı kaç kere söküp tekrar dikeceğiz…
The last few weeks
were very exhausting both physically and spiritually. I had a big tender and I
worked so hard, also we lived a very big
disaster in Turkey, perhaps you may have
heard Soma coal mine disaster...
Physical fatigue
passes with resting , but for spiritual fatigue
we need time.





