Bizim
evde resmen farklı bir lehçe kullanılıyor. Hepimiz kafamıza göre konuşuyoruz.
Hatırlamadığımız bir kelime olursa uyduruveriyoruz gidiyor.
Kesin
burada birkaç kez bahsetmişimdir benim yanlış kullandığım kelimelerden. Zaten yazdıklarımı
okurken de telaşeden nasıl hatalı yazdığımı, kontrol mekanizmasının benim
hayatımda hiçbir zaman işlemediğini anlamışsınızdır. Yaptığım işin üstünden
tekrar gitmek, geriye dönmek gibi bir huyum asla olmadı benim. O yüzden sınavlarda
ilk çıkan hep ben olurdum. Biliyorsam zaten takır takır yapardım, bilmiyorsam,
kader utansın hayatta oturamam kağıda bakıp sürenin sonuna kadar sınıfta. İlk
yapışta doğru yapmaya çalışırım bir işi, o yüzden çok titizlenirim, zor
başlarım, huyumu bildiğimden yani.
Neyse
gelelim yanlış kullandığım kelimelere; bir kere “a” ile “o” aynı kelimenin
içinde olunca kesin hata; mayo=moyo, balon=bolon… “a” ve “u” aynı kelimede
olursa “u” incelip “ı” oluveriyor, tavuk = tavık gibi. İnsan kardeşinin adını
yanlış söyler mi??? Fında… Yok arada dikkat ediyorum, ama arada kaynayıp
gidiyor.
Mesela
annemle ikimiz “teras”a “taras” diyoruz. Her defasında da hahahaha diye
gülüyoruz ama yok farketsek de değiştiremiyoruz.
Göz
hafızam iyidir, bir kez gördüğüm kişiyi, yeri ya da eşyayı kolay kolay unutmam
ama isimler pek aklımda kalmaz, ilk dilimin ucuna gelen ismi söyleyiveririm,
öyle de yer etti mi bir daha o ismi değiştirmem çok zor olur. Mesela yıllarca
Pamuk ismindeki bir iş arkadaşıma Fatoş dedim…
Annemle
babamın kullandığı kelimeleri buraya yazmaya kalksam kitap olur herhalde ama
aklıma gelen son iki olayı anlatayım bari.
Hani
bir iki hafta önce sezon finali için Altınoluk’a gitmiştik kardeşimle. İşte
oradayken babamla arka bahçedeyiz, babam almış iki avucunun içine ağaçtaki narı
bize gösteriyor; Bunlara hep sizin için gözüm gibi bakıyorum, yiyin de kışın
hasta olmayın diye, ANTİDOKSAN deposu bunlar, ANTİDOKSAN!!!!
Aynı
günün akşamı balkonda çay içiyoruz, annem, babam, ben. Benim bacağım kaşındı,
ahh dedim, kene falan olmasın, çiçek toplayacağım diye daldım çalıların arasına
çünkü… Babam; yok buralarda olmaz kene falan dedi, gerçi biz küçükken çok vardı
kene, tarlalarda oynardık, sonra babaannen tek tek temizlerdi üstümüzden
keneleri, göbek deliğimize kadar girerlerdi, ama o zaman böyle öldürücü
değillerdi dedi.
Annem;…
eee KONG KONG’dan anca gelmiştir zehirli olanlar… (Kırım Kongo kenesi gelse
gelse taaa Kong Kong’lardan gelir tabi: ) )
Bak
şimdi aklıma geldi. Delianne sorardı böyle sorular, bilin bakalım diye.
Bilin
bakalım “Broko Şotoles” nedir??? Pazartesi akşamına kadar süre size, bilenler
arasında bir çekiliş yapıp küçük bir hediye göndereceğim. Hediyenin ne olduğu
ve ne zaman göndereceğimi henüz bilmiyorum ama bulurum birşeyler herhalde: )
Çok ani oldu, yazarken karar verdim o yüzden hazırlıksızım…
Yorumları
da hemen yayınlamıyayım ki kopya çekmeyin birbirinizden…
Hadi
bakalım haftasonunuz keyif dolu geçsin…
This
post is about to use some Turkish words. I have written the wrong words used in
our family. They are really funny. But
you need to know Turkish to understand.
Because
of that I could not write in English.
I
wish you have a wonderful, creative, cheerful weekend...
