Haftasonu Kartı - Vesikalı Yarim...





Çevremde babamdan başka sabah yürüyüşe çıkıpta habire köpekler tarafından ısırılan başka kimse tanımıyorum.

Babam yıllardır her sabah yürüyüşe çıkar. Kışın Balıkesir’de evimize çok yakın bir park vardı orada yürürdü, yazın ise Kaz Dağlarında bir güzargahı var. Orada olduğumuzda bazen bizde eşlik ediyoruz, yol boyunca nerelerde saldırıya uğradığını gösteriyor bize.

Onca kişi yürüyor babamla birlikte ama neden gelip onları ısırmıyorlarda benim babamı ısırıyor bu köpekler anlamıyorum.
İlki biraz deli bozuk bir köpekmiş, parkın girişindeki büfede takılıyormuş. Her sabah deli gibi zıplarmış babamı gördüğünde, bir gün ısırıvermiş. Babam tabii doğru doktora kuduz aşısı olmaya. Ondan sonrada 15 gün yürüyüşe bir poşet kemikle çıkmış. Köpek bir ara ortadan kayboldu, ailecek telaşlandık ama meğer belediye almış götürmüş.

Bir iki yıl sonra aynı parkta başka bir köpeğin saldırısına uğradı zavallım. Geçen kış da karda çukuru görmeyip içine düşmüş, kolu kırıldı. Başına gelmedik kalmıyor bu yürüyüşlerde. Ama azimli hiçbirşey yıldırmıyor onu. Parkta yaralı kuşları bulup karakola götürüyor.. hayır niye karakol….
Vardır bir bildiği babama çok güvenirim…..

Geçen yaz yine telefon açtım ne yapıyorsunuz dedim, annem gülüp duruyor.
Hayırdır ne oldu ...
Babanı bekliyorum, yine aşı oluyor dedi.
Yine mi dedim. Evet Altınoluk köpekleri de bir hoş geldin demiş kendisine…

Anlattığına göre; bu yürürken köpek sinsice gelip topuğundan ısırmış. Yani tempolu hızlı hızlı yürüyen birini, köpek arkadan gelip nasıl ve neden ısırsın… Bence o yürüyüş patikasının biraz içerisindeki incir ya da artık o mevsimde ne varsa o ağaçlara dalmış mutlaka birşeyler yiyordur. O sırada da köpekle biraz dalaşmış olabilir…
Cüzdanında lime lime olmuş vesikasını taşıyor, kaybetmekten öyle çok korkuyor ki. Doktor; amca bunu sakın kaybetme demiş, arada bize gösteriyor.
Köpeklerle arasında anlayamadığımız bir şey var. Madem başın belada onlarla uzak dur değil mi… ama yoook, her gittiğimizde bir köpek macerası anlatıyor bize.
Yok efendim sabah dönüyormuş yürüyüşten o kısa kuyruklu delibaş ile bunu ısıranın amca oğlu olduğunu idda ettiği kesik kulaklı bir köpek, oranın köyünden yaşlı bir kadına saldırmış, babam uzaktan köpekleri kovalayıp kadını kurtarmış, kadıncağız çok teşekkür etmiş ama sonra tekrar saldırmış köpekler.. ayy kime niye saldırmış artık orasını sormadım, çünkü mübarek köpek değil sanki vahşi afrika kaplanı hepsi, biz de Kaz dağlarında değil, amazonlarda yaşıyoruz.
Bu ilkbahar bir telefon görüşmemizde; kızlar bana oradan bir düdük araştırın dedi. Hayırdır ne düdüğü baba dedim. Köpek savarmış.. Zavallım… Yaz gelecek diye korkuyor….

Geçen haftasonu gittiğimizde bize kocaman bir ağaç dalı gösteriyor işte bu benim köpek savarım diye. Elinde sopa yürüyüşe çıkıyor, muhtemel saldırılara karşı.
İşte yine o gidişimizde yürüyüş için hazırlanmış yanımıza geldi. Üstünde cart sarı bir tişört. Biz vermiştik, birşeyin içinden mi ne çıkmıştı hiç hatırlamıyorum. Hayatta para verip babam için alacağımız bir şey değil aslında. Adidas’ın hani şu sporcu tişörtlerinden. Bir de dar gelmiş... Neyse…

Geldi yanımıza; “Şimdi bu tişörtü giydim ya yine köpekler saldırır” dedi.
O sırada annem girdi içeriye, babama baktı; “ eee Rıdvan, bu tişörtü giymişsin yine köpekler saldıracak “
……. (Kardeşimle saf saf birbirimize bakıyoruz sitcom mu bu diye)

Nasıl da kanıksanmış durum. Yani hala köpekler babama saldırıyor ve sarı tişört giyerse risk artıyor…
Eee giyme değil mi o tişörtü… yooo yazık olmasın, köpeklerde ısırsa, kuduz da olsam giyerim ben bu tişötrü…
Güle güle giy baba…


Herkese neşe dolu, rengarenk bir haftasonu diliyorum...





I would like to give you a short abstract about this long post. (Sorry, my engilish is not enough to write all history )

My father goes on a walk every morning for years. I don't know anybody to bitten by dogs except my father.
Every year he lives a event with them. It is realy bad but in the same time realy funny.
He is carrying a document relevant to this issue which given by the doctor. It is realy tattered.
Too many year ago, While He was walking in the park, a small dog had bitten my father.  That was a first time. After that, He went to doctor and vaccinated...
During the summer they are in Altınoluk and my father walks in the  Kaz Mountains... Last year again a dog had bitten my father. We are like if we live in the Amazon jungle...

This article is the story of the a funny bite incident.
I wish you a funny and colorful weekend...





 

Ben Güzeli Severim...


Bu yazıya tam 4 kez başladım. İlk 2 satırı aynen kopyalıyorum, sonra devam ediyorum .. bir bakıyorum büyük laflar etmişim, ciddi ciddi felsefe yapmışım... Gerek yok diyorum, ilk 2 satırı tekrar kopyalayıp başlıyorum yazmaya... Böyle böyle 4 yazı girişimi:) Aşağıdaki sonuncusu oldu uykum geldiği için yenisini yazamadım...

Biz tam 17 yıl kutu gibi bir evde oturduk. Gerçekten kutu gibiydi... 3 odası vardı, salon diyemiyorum çünkü yaklaşık 12 m2 falandı sanırım. Nasıl oturduk yıllarca o evde... Oturduk işte, hem de deli gibi severek... Her halini sevdik o evin... Şimdi de bu evi seviyoruz...
Çünkü biz bulunduğumuz yeri güzelleştirmekten çok büyük zevk alıyoruz. Devamlı evle ilgili bir yapılacaklar listesi olur masanın üstünde. Aklımıza geleni yazarız, yapılanların yanına artı koymak ise en zevklisi...


Ailece böyleyiz ama... Bizim evde bozuk, kırık hiç bir şey olmaz. Ya hemen tamire götürürüz ya da oturur yaparız. Çoğu işimizi kendimiz hallederiz. Babamın elinden pek bir iş gelmez, ama o da görev insanıdır. Eline tutuştur bu bozuldu diye onu tamir ettirmediği görülmemiştir, hiç üşenmez arar tarar bulur ne istersen...

Mesela bu eve yeni taşındığımızda tüm elektrik işlerini kardeşimle ikimiz yaptık. O zamana kadar hiç avize, spot bağlamamıştım.


Birilerine bağımlı olma fikri bizi deli ediyor. Yapacaksak kendimiz yapalım, olmazsa kendimize geçer nazımız. Bunun nedenlerinin başında tabiiki tez canlılık geliyor. Öyle dayanamıyoruz ustaları, elektrikçileri beklemeye, aklımızdaki iş hemen olsun bitsin isteriz. İkincisi ise ; adam çalıştırmak dedikleri şeyi pek becerememiz. Bize bir usta geldiğinde elimiz ayağımız birbirine dolanır, korkarız ondan. İstediğimiz gibi olmazsa söyleyemez, üzgün üzgün, dertli dertli birbirimize bakarız. Usta gittikten sonra ilk önce buhranlar geçiririz sonra yavaş yavaş iyi yanlarını görmeye başlar, olmadı biz tekrar yapalım der koyuluruz işe.


Altınoluk’a ilk taşındığımız gün nakliyeciler eşyaları indirdi, koltuk takımının birini üst kata diğerini de alt kata koydular. O kadar sıcak bir gündü ki “burada ne işimiz var delimiyiz neyiz, bırakıp herşeyi geri dönelim” dememek için kimse kimsenin yüzüne bakmıyordu. Neyse nakliyeciler gitti. Biz yerleştirmeye başladık.. Yok beğenmedik o koltukları orada… Kardeşimle ikimiz koca koca koltukları yukarıya taşıdık, yukarıdakileri de aşağıya. Sonra iki kapaklı gardropları taşıdık bildiğin sırtımıza koyup… Nasıl bir deli kuvvetiyse o sıcakta… Kardeşimle ikimiz taşıyoruz, annemle babam da yanımızda, hep beraber gülmekten ilerleyemiyoruz. Onlar da hiç acımaz bu tip işlerde bize. Yani anneme babama “yoruldum” de ilk önce ahh kıyamam der, sonrada fiziksel yorgunluk geçer uzanın biraz, akşam üstü de çerçeveleri verniklersiniz diyip arkalarını dönüp giderler, işlerine bakar…

Hiç naz niyaz yoktur o yüzden bizde, her işi yaparız.  




Neyse çok uzattım. Sonuç olarak birkaç ay önce, havalar biraz güzelleşmeye başladığında boyadık bu çilek sandıklarını, aslında amacımız soft renklerde boyamaktı, uçuk pembe, mavi, su yeşili…. Ama kırmızıyı beyazın içine biraz fazla damlatınca, bir türlü açamadık rengini. Sonra düşündük de biz aslında böyle canlı renkleri seviyoruz. Tamam soft renler hoşumuza gidiyor ama bir türlü eve uyduramıyoruz.


Bakın bu domatesler dün epey kızarmıştı akşama 2 tanesini kopartıp tören ile yemeği düşünüyoruzJ


İşten çıktıktan sonra bazen koşarak eve gidiyorum. Ama gerçekten koşuyorum… O aradaki mesafe boyunca boş kalıyorum ya yürümek ve düşünmekten başka bir şey yapamam ya ona bile dayanamıyorum… (Bence ben iyi değilim… yazarken farkettim…)



Eve geliyorum üstümü değiştirip hemen balkona… çiçekleri suluyorum, balkonu yıkıyorum, masayı açıyorum, sonra mutfağa gidip salatalarımızı hazırlıyorum. İşte bu fotoğraflarda o zamanlarda çekildi.



Our previous flat was very smaller then our new flat.  It was realy realy small but I loved it every time. Now we love this flat.
Because we love to making beautiful our environment.
We can do a lot of house chores.. Electrical, painting, repair... We don't like to wait anybody or want something from them.


A few month ago when the weather was sunny we painted this strawberry boxes. Actually We wanted to paint them with soft colors. But we didn't have enough white paint . And then we thought that we love the bright and vividly colors.


After the work, I go to my flat,  and I am watering the flowers and washing the balcony. after that I go to kitchen for preparing simple something for dinner. These photos were taken at that times.



NOT ; Biraz fazla uzun olmuş bu post. Ama akşam bilgisayarın başına oturup Picasa programını açtım mı kendimi kolaj yapmaktan alıkoyamıyorum. Beni bıraksalar, iş güç olmsa sabahlara kadar fotoğraflar ile oynayabilirim. Picasa programında fotoğrafları seçiyorsun ve aşağıda “kolaj” yazan kısma tıklıyorsun. Ona tıklarken “kolaajjjj” diye içimden söylüyorum ben de ama Öztürk Serengil edasıyla.. KOLAJJJJJJJ....


Ev mi cafe mi?? Karar veremedim...






Bu güzel, cafeye benzeyen ev Emily Henson'a ait.  Özellikle banyo duvarları ve ilk resimdeki ayna çok hoşuma gitti. Daha bir çok detay var, basit şeyler ama çok dekoratif. Sizin de beğeneceğinize eminim.

This beautiful home looks like a café belonging to Emily Henson . Especially the mirror in the first image and bathroom walls like subway, I loved them. There are a lot more detail, simple things, but very decorative. I'm sure you also like this home.











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...