holiday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
holiday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kaş'la Aşk - 1





Kaş’a ilk gittiğinizde ya oraya aşık olur; yaz, deniz, tatil, huzur diyince aklınıza başka bir yer gelmez ya da bir daha ayak basmazsınız.

Kaş’a bir kere vuruldun mu artık geri dönüşü yok, en küçük fırsatta oraya tekrar gitmek için planlar yaparsın, en sıkıldığın anlarda orada olduğunu hayal edip rahatlarsın, ne kadar sıkılsan, ne kadar kötü bir tatil geçirsen de yine bir sonraki gidişini planlarsın Kaş’a..


Kaş’ı düşündüğüm ilk anda gözümün önüne tek bir mazara gelir benim.
Yıllar yıllar önceydi. Sabaha karşı saat 5 falan.. otel odasının camından Meis’e doğru bakıyorum, gözümden uyku akıyor ama karşımdaki güzelliği bırakıp gidemiyorum yatağa. Her yer o kadar sessiz ki çıt çıkmıyor, denizde en ufak bir kıpırtı yok, tam karşımda dolunay… Hava ılık vanilyalı puding kıvamında, yumuşacık, mis gibi...
Kalbim nasıl hop etti anlatamam. Yok dedim şu anda dünyada bu güzelliği yaşayan benden başka kimse yok buna eminim. Nasıl sahiplendim Kaş’ı, nasıl içime çektim o anı, nasıl bir huzurdu…  Hala gözümü kapatıp da Kaş’ı düşününce yaşadığım bu inanılmaz duygu.


Kaş’a ilk gidişim; yıl 1997… 
Şu anda Londra’da yaşayan arkadaşım sayesinde keşfettik biz orayı. Hayatımın en güzel tatillerinden birini ve elle tutulur bir çok anımı yaşadım sayesinde. 3 kişiydik, kağıt üzerinde küçük bir haritası vardı elimizde arkadaşımın çizdiği. O kadar güzel anlatmıştı ki, öyle güzel çizmişti ki, oraya ilk indiğimiz anda sanki yıllardır geliyormuşuz hissine kapılmıştık.

O yıldan sonra da hemen hemen her yıl gittim Kaş’a, gidemediğim yıllar oldu ama yılda 2-3 kez gittiğim de oldu.


Elle tutulur pek bir yanı yok gibi gelebilir bazılarına;
Eğer kumsal seviyorsan yandın, Kaş’da kumsal yok, kayalıkların üstünde güneşleniyor, merdivenle denize iniyorsun ve deniz buz.
Kum da yok haliyle.
5 hatta 4 yıldızlı otel bile bulamazsın. Lüks istiyorum dersen hiç Kaş’a gideceğim deme.


Tatil köyü mantığı asla işlemez orada. Sadece sabah kahvaltısı edersin otelde (tabiki akşam da otelde  yeme şansın var ama biz pek tasvip etmiyoruz). Kalvaltıda tatsız tuzsuz bir peynir, en ucuzundan kırık zeytin, pakette reçel, tereyağ, bal sonra yumurta (soğuk) domates ve salatalık… Tabiki istisna oteller de var ama geneli budur.


Akşam yemek yenilecek yerler sınırlıdır. 1 haftalık tatil boyunca aynı yere 2 ya da 3 kez gitmek durumunda kalabilirsiniz.

Şöyle biraz dolaşalım, merkeze inelim dersiniz ama uzun çarşı adına yakışmayacak bir hızda bitiverir.
Kaş’a gidiş cefalıdır. Uçakla gideyim derseniz Dalaman’dan araba kiralanırsa 2-3 saate Kaş’dasınız ama servis ile ; ilk önce Dalaman’dan Fethiye’ye 1 saat, sonra da Fethiye’den Kaş’a 2.5 saatlik bir yolculuk yaparsınız, aralardaki beklemeleri de düşünürseniz bu süre 4-4.5 saati bulur. Antalya’dan uçakla geleyim derseniz onunda Dalaman’dan kalır yanı yok, 4-5 saati gözden çıkarmanız gerek. Virajlı yollarından bahsetmiyorum bile. Neyse artık beni tutmuyor.

Ama işte aşkın gözü kör derler, şu yukarıda saydıklarımın hiç birini düşünmez Kaş tutkunları, tek düşünce vardır akıllarda en kısa zamanda tekrar gitmeliyim…

Yukarıda yazdığım bazılarına olumsuzluk gibi gelen şeyler aslında istenirse pekala keyfe dönebilir;

Mesela Kumsal olayı; Belki Kaş’ın içinde kumsal yok, kıyıdan denize giremiyorsun ama atla küçük takalara Limanağzı’na git.. Kıyıdan yavaş yavaş gir denizine,  saatlerce kal suda, çünkü  daha ılık, sonra çık güzel bir balık ye öğle yemeğinde taze taze, uyukla kitabın elinde, terle- bunal- koş denize tekrar..
Ya da Patara’ya git kuma bulan, sahilde koş, film çevir (sonra heryerden kum ayıklayacaksın ama unutma).


Gelelim lüks olayına. Lüksten kasıt ne ki; Kahvaltı her ne kadar keyifsiz bile gözükse benim gözümde tatil köylerindeki binbir çeşit kişiliksiz kahvaltıdan çok daha güzeldir o kahvaltı. Bir insan kahvaltıda ne yiyebilir ki hem; domates, peynir, zeytin, ekmek.. ee bir de çay varsa.. Hele ki manzaranız sabah erkenden okula giden çocuklar gibi (başka bir Kaş aşığının tabiriyle) sefere başlamış olan irili ufalı teknelerse, o kahvaltıdan aldığınız tat paha biçilemez.


Ayrıca günün birinde otellerde yaşadığınız aksilikler, başınıza gelenler tatlı birer anı olarak kalabilir aşağıdakiler gibi;

İlk tatilimizin ikinci gecesinde odanın anahtarını resepsiyona bırakmayı unutunca ve otele birazcık geç dönünce kapıda kalmıştık. Evet otellerin kapısı çoğunlukla kapanıyor ev gibi orada, yani nöbetçi olarak kalan arkadaşın uykusuda eğer biraz derinse gecenin bir yarısı parasını ödediğin otel odana çıkamayıp, sivri sineklerin saldırısına uğrayabilirsin. (O akşam yeni tanıştığımız kalabalık bir gurupla sabahlamıştık sonra bahçeli bir evde king oynayarak...)


Otelde sıcak su akmayabilir, klima çalışmayabilir hatta akşam yatmadan önce balkonda keyif yapalım derken balkon kapısının kolu elinde kalınca sen de yalın ayak balkonda mahsur kalabilirsin. Ama neyseki Kaş’da otellerin balkonları dip dibe olduğundan rahatça yan odaya geçip oradan otelin içinde yalın ayak yedek anahtar peşinde koşabilirsin.


Sıcaktan şemsiyenin altından çıkıp denize bile giremediğin bir anda ferahlamak için kafana boşalttığın şişenin içinden bulaşık deterjanı çıkabilir ve sen denize koşup köpürdükçe köpürebilirsin turistlerin şaşkın bakışları altında.


Bir tatilin boyunca etrafta hayali bir kahraman "Ajan Megi" olarak dolanabilirsin mesela. Her basit olay esrarengiz bir havaya bürünebilir ve yıllarca Kaş’da gördüğün binbir çeşit  kedinin aslında devamlı kılık değiştiren  Ajan Cat adında tek bir kedi olduğunu ve  onun tarafından takip edildiğini düşünebilirsin yıllar sonra bile.


Gelelim akşam yemekleri olayına; belki bir tatil süresince  2-3 kez aynı yere gitmek zorunda kalırsınız diyorum ya aslında o zorunluluk da değil, her gece de gitseniz sıkılmayacağınız, lezzetlerine doyamayacağınız yerler oraları. 


Kaş’ın içi o kadar küçük o kadar küçük ki, gezeyim dolaşayım denecek gibi değil ama atla arabaya ya da dolmuşa Kalkan hemen orada. Bir akşam git Kalkan’da ye yemeğini gez dolaş gel. Hem zaten ben Kaş’ın en çok durağanlığını seviyorum. Gezmeden sıkılmadan aynı yerde saatlerce oturulabilmesini sevyorum ki bu benim gibi durduğu yerde duramayan biri için inanılmaz bir şey.



Ulaşım konusunda pek içinizi rahatlatamayacağım ama yaz sezonunda Ulusoy’un otobüsleri 13-14 saatte Kaş’da oluyor İstanbul’dan. Hiç indi bindi yapmadan varıyorsunuz cennete. Yıllardır çok seyehat ettiğimden bana hiiç zor gelmez mesela bu 13-14 saatler.. Hele ki gidiş yolculuğunda hiç. Dönüşlerde de eğer işe başlamadan bir gün evde dinlenmeyi ayarlayabilirsen otobüs yine en iyi tercih.


Yazdıkça darlanıyorum, daha anlatmam gereken, anlatmak istediğim, aa şunu da yazmalıyım, yazmazsam olmaz dediğim o kadar çok şey var ki. En çok da Kaş aşıklarının hislerine yeteri kadar tercüman olmamaktan korkuyorum.

Kaş ile ilgili hissettiklerim, yaşadıklarım, planlarım, hayallerim, anılarım… bunların hepsini satırlara dökmek çok çok zor.
Bence bir post daha hazırlasam iyi olacak....


I would like to write everything about KAS as English which written in Turkish above. but unfortunately my English is not enough for all the details translate .
Kas is a small town on south of Turkey.
Seeing Kaş first time you will never forget this view. During driving down the mountain to the beautiful locality, the incomparable view of the little seaport, the rocky coast, the bays, the island Meis and the fabulous blue sea will fill you with enthusiasm.Kaş is easy to survey and you can reach everything on foot.



I have been there first time in 1997 and since that time I spend my summer holiday in there almost every year. Some summers I could not go but some summers I have been there 2 or 3 times. 

I have so many memories relevant to Kaş, some of them are not so good, some of them are like a dream but I want to go there again after every return.

It is really small town but I'm sure that, if you spend a your holiday in there, you'll come again.

I hope, you like there with my photos.















İşte Geldim Buradayım...




Çok güzel bir tatilin ardından yine işimin başındayım… İlk gün çok zor geçecek biliyorum sonra da sanki hiç gitmemişim gibi olacak… Arada aklıma orasıyla ilgili küçücük bir şey gelecek, kalbim hop edecek…

Pazar sabaha karşı geldik, dün bütün gün sersem gibiydim. Bavulları boşalt evi toparla, fotoğrafları bilgisayara aktar derken bir de baktık ki gece yarısı olmuş. Bu arada tam  1241 tane fotoğraf çekmişim. Sanki biraz abartmışım gibi…
Önümüzdeki günlerde sizi bol bol Londra sokaklarında gezdireceğim… Ama tabii akşamları evde çok çalışmam gerek, o kadar fotoğrafın içinden seçim yapmak gruplandırmak pek kolay olmayacak.

Herkese iyi haftalar diliyorum…


Not; Bu arada  yazılarıma ingilizce kısa özetler eklemeye karar verdim. İngilizcem konusunda hiç iddalı değilim ama belki böylece biraz daha geliştirebilirim diye düşündüm.




P.S.; In the meantime, I decided to add short English summaries in my posts. I am not at all ambitious about  my English. I thought that maybe I can a little more improve it.


After the a very nice London holidays I am  here again. I have taken so many photos. (about 1241 pictures) and  I will show around you  on the streets of London as soon as possible.
But firstly I have to work hard in the coming days, because it is difficult to choose from among so much photos.

Have a nice week...


Romantik - Komedi

Son zamanlarda o kadar çok romantik-komedi seyrettim ki biraz sıksam 3-4 senaryo yazabilirim. Hepsinde gidişat aynı; ilk önce kavga, nefret etme, birbirinin farkında olmama.. Sonra farkediş dönemi, itiraflar ve dolu dizgin bir aşk…. Sen anlamsızca ekrana bakıp sırıtırken, hop bir yanlış anlaşılma (ki bunu hiç anlamam, konuş kardeşim “böyle böyle oldu, seninle onu gördüm, annen şöyle dedi, o böyle dedi” … yok hepsi acayip gururlu...)  Haydi bakalım gelsin ayrılık dönemi… (nedense çiftler ayrılık döneminde de ya çok iyi kariyer yapıyor, ya dünyayı geziyor ya da taşınıyor, oturduğu yerde hayatında hiçbirşey değişmeden ot ot yaşayan yok gibi bişey.) Ayrılar ama hayat dolu dizgin devam ediyor, uzaklara bakıp onu düşünmeler, anılarla yaşama ve hiç kimsede onu bulamama tavan yapıyor... Sonra olay saçma sapan bir şekilde aydınlanıyor, bunlar birbirlerinden ayrı yapamayacaklarını anlıyorlar ve kucaklaşma…
Kısaca : tanışma-nefret-aşk-yanlış anlaşılma-ayrılık-ve mutlu son olarak özetliyebiliriz durumu.:)
Sıkıcı bir iş gününden sonra gerilim ya da çok dokunaklı bir fim seyretmek istemiyoruz, ee evde spor ve haber kanallarını seyretmek ya da play station oynamak isteyen kimse de yok… Bu durumda gelsin sabun köpüğü kıvamındaki DVD’ler..
Fimleri seyrederken en çok da evlerin dekorasyonlarına, yaşanılan yerlere, kızların giyim tarzına yani gözümüzü gönlümüzü açacak şeylere dikkat ediyoruz.
Aslında italyan ya da Fransız filmleri Amerikan filmlerine göre çok saha sıcak ve doğal. Mesela Dün akşam seyrettiğimiz “Heart Breaker” basit ama hoş bir film. Yüzünüzü güldürüyor. Eğer hala seyretmediyseniz seyredin bence .. Aynı sıcaklığı Ferzan Özpetek'in geçen seneki filmi "Serseri Mayınlar" da da bulabilirsiniz.  Biz çok sevdik. Hele son sahne Sezen Aksu'nun sesiyle harika olmuş...
 
İlk aklıma gelen diğer favori  romantik - komedi filmlerinden ikisi de "Holiday" ve  "My Blueberry Nights" . Holiday'de İngiliz kızın (Kate Winslet) evini çok sevmiştim. Diğerinde ise müzikler, çekim ve renkler harika...


Bu arada sakın Ashton Kutcher'in "Çapkın" ve "Killers" filmlerini seyretmeyin... Yok adam yakışıklı falan değil. Yani filmi kurtarmıyor. Kafam boşalsın ne olursa olsun seyredeyim bile deseniz sinir olduğunuzla kalırsınız... Her ikisinde de ekrana anlamsızca baktık... Bence zaman kaybı....

Hadi hafta sonuna devam.

Hala öpüyorum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...