Aslında çoook uzun zamandır onun hakkında yazmayı düşünüyordum ama anlatmak istediğimi tam olarak anlatıp anlatamayacağımdan korktuğumdan bir türlü girişemiyordum bu işe. Bugün yine onun fotoğraflarının içinde kendimi kaybetmişcesine dolanırken dedim ne anlatabilirsen artık başla yazmaya…
Julia Davila Lampe,
29 yaşında bir fotoğrafçı. Genç yaşına rağmen o kadar çok fotoğrafı kitap
kapaklarını süslüyor ki. Eminim çoğunuz tanıyordur, ya da pinterestte onun
fotoğraflarına rastlamışsınızdır.
Ben fotoğraf
makinem ve bloğum yokken de fotoğraflara bakmayı çok seviyordum. Flickr'ı keşfetmem yıllar öncesine dayanır o yüzden. Zaten kaç tane mailim var, ne kadar siteye ve foruma üyeyim bilmiyorum. Bazen tek bir tuş olsa, benim ile ilgili tüm hesapları alt alta sıralıyıversem ve istemediklerini siliversem keşke diyorum. Neyse işte o zamanlardan beri takip ediyorum ben bu kızı.
Onun fotoğraflarına
baktığımda TUTKUYU hissediyorum. Bir işe tutkuyla bağlı olmanın ne demek
olduğunu gösteriyor fotoğrafları. Flickra ilk yüklemeye başladığı
fotoğraflarından bu güne doğru hepsine tek tek bakarsanız azmin eserini
görürsünüz. Öyle kendini kaybetmişcesine fotoğraf çekiyor, öyle kafayı takmış,
öyle hırslı gözüküyor ki hali, resmen enerjisine hayran kalıyorum.
Hele selfportreleri...
İşte zaten onlara bakarken düşündürüyor bana tüm bunları. Bir dalıyorum kendini
fotoğrafladığı bir kareye… Saatlerce bakabilirim. Onu nasıl çektiğini hayal
ediyorum. Odanın düzenini, ışığı, konsepti nasıl ayarladığını, ne kadar zamanda
bu poz için hazırlandığını, bu pozu yakalamak için kimbilir kaç poz fotoğraf
çektiğini, fotoğraf makinasının zamanını ayarlayıp nasıl kameranın karşısına
koştuğunu ve bu sakin, kendinden emin pozları verebildiğini… photoshop’da bu
kadar nasıl usta olunabilineceğini… Oyyy ooyyy bir engin deniz kısacası…
Neden bu kadar çok
kendini fotoğrafladığı üstüne de çok düşünüyorum. Ve ben de kesinlikle aynı
şeyi yapardım diyorum sonra. Fotoğraflarında model olarak hep kendini
kullanıyor. Bunun bir çok nedeni var bence. Kendimden yola çıkarak düşünüyorum,
ben de portre çekmeyi, daha doğrusu birilerini fotoğraflamayı sevmiyorum. O
sırada ter basıyor, strese giriyorum, sıkılıyorum, çünkü malzemeyle istediğim
gibi oynayamıyorum, saatlerce onunla çalışamıyorum, bir de üstüne karşımdakini
mutlu edebilmek için güzel birşeyler yakalayayım derken iyice geriliyorum. Grup
çalışmasını da hiç sevmem bu yüzden. Ne yapacaksam kendi kendime yapacağım.
O da o kadar hırslı
ve tutkulu ki, her an fotoğraf çekiyor ve ne istediğini en iyi kendi biliyor. En önemlisi de kendini biliyor: ) Mankenleri
bulmak, onların kaprisleri ile uğraşmak yerine saatlerce kendini yorup en içine
sinen kareyi yakalamak için uğraşıyor. … Bir odanın içinde kendine kocaman bir
dünya yaratıyor. Kendime geçer nazım misali...
Zaten dikkat
ederseniz bir çok iyi fotoğrafçının vazgeçilmezidir Selfportreler...
Bunu nasıl anlatırım
bilmem ama, hani bir işi, bir şeyi ilk yapmaya başladığınızda kendinize
güvensiz, ürkek, tedirgin olursunuz, bir üst seviyeye geçmek zaman alır,
ürkütücü gelir, ama yaptıkça yaptıkca, olayın mantığını kapmaya başlar insan..
yöntemini çözer, sindirir, benimser… sonra o iş onun elinde oyuncak olur, hamur
gibi yoğurmaya başlar, detaya girer, bilmediği detaylar artık onu korkutmaz
çünkü özünü kapmıştır olayın. Daldan dala zıplar, taklalar atar o işi yaparken
de bana mısın demez…
Hah işte eğer
anlatabildiysem onun fotoğraflarından ben bunu okuyorum… Sanki dans ediyor fotoğraflarla..
I have been following her for a long time and I can see her improve over the years..
Her pictures tells the PASSION.
While I am looking at her photos, I can see perseverance, passion and labour. I admire her energy.
As if she is dancing with her pictures
You can download my
christmas stars, which I have been shared a few days ago. For JPG Format is
here, for PDF format is here.
NOT-2 : Bu haftasonu
Atölye Curcuna’da Kendi Çantanı Kendin dik Workshopu olacak arzu edenler
buradan bilgilere ulaşabilir.
This note is about
workshop in Istanbul.
