31 05 2013

Haftasonu Kartı - Bizim eve bak sen!


 


cafenoHut’da bloglamaya başladığımdan beri bir çok blogda, web sitelerinde, pinterestte fotoğtaflarım yayınlandı ama hiç bu kadar detaylısı olmamıştı. Caroline’i bir çoğunuz biliyordur, en azından iç dekorasyonla ilgisi olan, yurtdışı bloglarını ve online magazinleri yakından takip edenler mutlaka tanıyordur. Caroline Taylor Patchwork Harmony bloğunun sahibi ve 91 Magazin’nin editör ve sanat direktörü, dün benimle iletişime geçti ve çok kısa bir sürede benimle ilgili bu harika postu hazırladı.

İş nedeniyle haftanın yarısında Belgrad’daydım geldiğimde de sıkıcı haberler ile karşılaştım, hem bir arkadaşımdan aldığım haber,  hem de ülkemizde olup biten tatsız ve gergin olaylardan sonra bu post bana ilaç gibi geldi. İşte bu yüzden benim için bir kat daha değerli bu post.

Günümü aydınlattığı, emeği ve nezaketi için Caroline’e çoook çok teşekkür ederim.

Haftasonunuz korkusuz, hırssız, diş bilenmeden, umut dolu geçsin…

Öpüyorum hepinizi…             

 

Since I have been starting to blog as cafenoHut, my many images have been shared some blogs, websites and pinterest but  it has never been in such detail.
I am sure that everybody knows very well Caroline, at least, anyone who interested in interior decoration and craft.
Caroline Taylor is owner of  "Patchwork Harmony" blog and editor-art director of an online magazine which called 91 Magazine.
She got in touch with me yesterday and prepared this wonderful post about me and my blog in a very short period of time.

I have been in Belgrade for bussines trip a few days in this week and it was very tiring and strenuous. After these worse days, it was a great surprise for me.
I would like to thank you again and again Dear Caroline...

I wish you have a wonderful weekend...
 
 
 
 

24 05 2013

Haftasonu Kartı - Tabak Olsun!





Neredeyse çorapları bile tek tek giyeceğim. Evde her şeyden azar azar var. Kendimi bildim bileli çok nadir almışımdır takım eşyalar. Önceleri mecburen öyle alıyorduk.

Malum öğrencisin, paran sadece ihtiyacını karşılayacak kadar… O zamanlar bizimkilerin evindeki bozulmuş takımların tabaklarını, eşantiyon bardakları, hediye borcamları falan kullanırdık. Sonra çalışmaya başladım, evlendim-evleneceğim gibi bir durum da var ortada, çeyiz batağına battım. (Aman kızlar size bir abla tavsiyesi, çeyiz alacak paranız varsa, onu biriktirin düğünden bir ay önce gidin ne isterseniz alın sonra o parayla… )

İşte sadece o zaman almışımdır bir iki takım bir şey, onları da kullanmadım, zaten evlilik konusuna da bir daha o zamanki kadar yaklaşmadım…



Yıllar içinde tek tek almaya başladım ben de sevdiğim şeyleri…  Özellikle pasta tabaklarına devamlı özeniyorum, her özendiğim takımı almaya kalksam, mutfağımın en az 100 m2 falan olması gerek herhalde.

Hem böyle tek tek olunca daha çok hoşuma gidiyor, misafir geldiğinde de yığıyorum bir kenara tabakları, isteyen istediğini seçiyor.

Eski mutfağımız da, şu anda oturduğumuz evin mutfağı da minicik. Gerçi biz seviyoruz ama işte şöyle ferah ferah olsa her yere raflar yapsam diye de iç geçirmiyor değilim…

Geçenlerde küçücük iki raf astık bir duvarına. Ayyy ne eziyet oldu bize anlatamam. Tam bir macera. Rafları asacağımız yerde aynalar vardı, ilk önce onları söktük, sökerken duvarında bir kısmını kopartıvermişiz. Hemen alçı kardık, kopardığımız yerleri yamadık. Tabii öyle kötü yamalı bohça gibi oldu ki mecbur o duvarı boyadık, baktık bir duvar boyalı diğeri boyasız olmayacak, hayda tüm mutfağı boyadık… Tabii bu boyama işleri aralıklarla oluyor, kurumasını bekliyoruz falan. İşte o sırada mutfaktaki eşyaların bir kısmını salona çıkartmıştım da o zaman fotoğraflamıştım bu tabakları da.. Neyse, sonunda duvarı cillop gibi yaptık. Rafları boyadık, duvarda yerini işaretledik, başladık çiviyi çakmaya… Kardeşim bu nasıl bir duvar, yok çivi kırılıyor duvarda bir numara yok anca alçıları dökülüyor…  Öyle bıraktık, ertesi gün gittik kalın beton çivisi aldık, tekrar başladık denemeye… Yok imkanı yok içeriye gitmiyor, çakılmıyor çivi… Nasıl sinirlendik, nasıl hırslandık anlatamam. O iş illaki yapılacak… O sırada bir matkap sesi duydum. Sesin geldiği yere doğru gittim evin içinde camdan bir baktım karşıdaki inşaattan geliyor ses.

Hemen gittim ustaya, kardeş bize matkabını birazcık verir misin dedim. Adam şaşırdı tabii, kullanabilecekmisin dedi, hallederiz biz dedim, ama adama pek güven veremedim herhalde ki dur ben gelip yapayım dedi. Allah bin kere razı olsun, matkapla geldi deldi gitti duvarları ama o özenle boyadığımız duvar oldu sana harita… Bu sefer oraya kağıt yapıştırdık. Ayy böyle anlatınca da çok saçma oldu… Fotoğrafı olsa anlayacaksınız nasıl bir şey, ama gün ışığı almadığından fotoğraflar hoşuma gitmiyor o yüzden de elimde hiç fotoğrafı yok…



Tabaktan raf mevzuna nasıl geldim ben… Aman işte böyle böyle…

Bu sıralar yine işler dolu dizgin, zaten buralarda pek sesim çıkmıyorsa bilinki ben başka sıkıcı işlerde harıl harıl çalışıyorum.

Haftasonunuz pür neşe içinde geçsin efendim…



I don't like to use full set. I think, a lot more fun to use various plates...

My kitchen is quite small because of that I can not buy all plates I love. I hope one day I'll have a large and bright kitchen.

wish all of you have a wonderful weekend...







23 05 2013

Kes - Yapıştır ama Yakıştır...



Kumaşlarla oynuyorum, kesiyorum, biçiyorum, dikiyorum ama sonra birden bire kağıtları çok özlediğimi farkediyorum.
Geçenlerde iki arada bir dere yaptım bu kes- yapıştır olayını.
Gördüğünüz gibi basitden de öte bir şey. Çocuk odalarında ne hoş olur, özellikle erkek çocuklar için mesela…
 
 
Ben eskiden yani bundan 5 yıl falan öncesine kadar duvara asılacak tablolar için çok kafa patlatırdım. Yani öylesine alalade bir şey olmasın, bir değeri olsun, bir anlamı olsun diye… Kolaymı onca duvarı deleceğiz. Duvara çivi çatmak zaten başlı başlına insanın içine oturan bir şey…
Neyse işte sonra sonra sıyrıldım bu düşünceden, tabiki bunda kendimi alamadığım yurtdışındaki bloglarının çok büyük etkisi var.
Zamanla sadece basit bir kalp çizimini ya da ne bileyim desenli bir kağıt parçasını bile duvara astığımda - yapıştırdığımda ne kadar da mutlu olduğumu keşfettim. İşte yine renk konusu giriyor işin içine…  Aslında beni mutlu eden renkler, renklerin birbirleri ile uyumu... Bu renk uyumu konusunu da bize ilkokulda öğretmişlerdi.  Bu öğrenilen bir şey mi insanın içinden gelen bir şey mi bilmiyorum ama renklerin benim daha doğrusu kardeşim ile benim hayatımdaki yeri çok çok büyük. Sırf balkon duvarının rengine uygun çiçek bulamadık diye duvara asılı saksılar hala boş mesela… Uyumsuz renkleri bir arada görmektense, saksıları çiçeksiz görmeyi yeğliyoruz yani: )
 
 
Neyse dönelim biz konumuza. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi bir iki parça desenli kağıt, düz renk bir fon kartonu, makas ve yapıştırıcı… Kesin istediğiniz şekli, yamuk olmuş – çarpık olmuş hiç takılmayın, yapıştırın gitsin. Önemli olan duvara astığınızda renklerin sizi mutlu etmesi.. . Bir de yaptım-oldu konusu var onu da başka bir postta anlatırım artık…
 
NOT: Buralara fazla uğrayamamdan anlamışsınızdır sanırım, benim işler hala yoğun. Bir önceki postta yazdığınız güzel yorumlar ve harika dilekler için herkese tek tek teşekkür edemedim diye içim askıda, hepinizin o güzel yanaklarından öptüm farzedin olur mu???
 
 
 
 
I am playing with fabrics for a while and then suddenly, I realize that I had missed my papers.
I made this cut-out poster recently. It is so simple as you see but the most important thing is it made me happy.
Actualy the colors made me happy always... in the past when I hang something on my wall, I used to think for a long time, I used to want that it will be valuable and meaningful..
Now I can hang or paste every simple things, if its color made me happy.
This simple sailing boat would be nice the walls of children's rooms, especially for boys... isn't it?
 
 
 
 
 
 
 
 

17 05 2013

Haftasonu Kartı - 70'lik Delikanlılar...


 
 

Bayramlarda seyranlarda babamın telefonu hiç durmaz. Arayan arayana… Tabi o da arar bir yığın kişiyi.

Elinde bir arkadaş listesi var, bayram sabahları kahvaltıdan sonra alır o listeyi eline, ilk önce listeyi günceller, bu aneliyat oldu, bu öldü gibilerinden, sonrada başlar aramalara… Yaş 72 olunca bu işlemi de öyle doğal yapıyor ki size anlatamam.

 
Babam babasını 6 yaşındayken kaybetmiş, sonra da 11 yaşında onu Ankara’ya yatılı okula göndermişler. Lise bitene kadar orada ailesinden uzakta yaşamış. Okul arkadaşları ile yolları ayrılmış sonra, bir kaçı dışında diğerleri ile bağı kopmuş…

Bundan 4-5 yıl önce bir organizasyon yaptılar ama o zaman babam yeni by-pass  ameliyatı olduğu için biz katılmasını istememiştik. Arkadaşlarının hepsi Ankara’da okullarında toplandılar, biri de kameraya almış, sonra babama CD’sini gönderdiler babam ağlaya ağlaya seyretti arkadaşlarını evden. Kimini ilk görüşte tanıdı, kimini zor çıkarttı… Yaşlanmışız diye iç geçirdi…

 
Ondan sonra Antalya’da toplandı aynı ekip, bu sefer babam da gitti. O nasıl bir heyecan, o nasıl bir mutluluk size anlatamam. 20-30 kişi toplanmışlar, akşam güzel bir yemek yemişler, sonra tekne gezisine çıkmışlar, eğlenmişler, dertlenmişler, özlem gidermişler 2 gün.

Biz bu 2 günlük Antalya anılarını epey bir dinledik. Babamın anlatışını, havasını bir görseniz güleyim mi ağlayayım mı bilemezsiniz, yaptıklarından bahsederken sanki 20 lik delikanlılardan bahsedermiş gibiydi…

 
 
Şimdi de Bursa’dalar… Dün sabah gittiler bu akşam üstü evlere dağılacaklar… Yine 20-25 kişi falan toplanmış, babamın sesi pek mutlu geliyordu. Neler konuşuyorlar acaba?? O kadar çok isterdim ki uzaktan bu 70 küsür yaşlarındaki içleri genç grubu izlemeyi…

Sanırım hayat yaşamasını bilene her yaşta güzel…

Hırslardan, baskılardan, dayatmalardan, acı haberlerden, insanın insana yaptığı zulmden uzak huzur dolu bir haftasonu olsun hepimiz için…
 


I have written somethings about my father and his friends… But the summary that, if you know how to live, life is beautiful at any age.

I wish you have a gorgeous weekend..
 

 
 
 

14 05 2013

CEP





Ne zamandır aklımdaydı bu, ha bugün ha yarın derken bir türlü yapamamıştım ama geçtiğimiz hafta sonu dikiş açısından oldukça verimli zaman geçirdim. Bazen böyle oluyor, çoşuyorum, diktikçe dikesim geliyor ama bazen de yok kalkamıyorum yerimden, aklımda yığınla dikmek istediğim şey ama ben melül - melül bakıyorum kumaşlara. Gerçi kumaşlara sadece bakmak bile yetiyor beni mutlu etmek için.

 Neyse işte, pinterestte habire karşıma çıkan bu penye tişört üzerine kumaş cep dikme olayını da gördüğünüz şekilde yapmış ve yapılacaklar listesine bir çentik daha atmış bulunmaktayım.
 


İlk önce kağıttan istediğim cep büyüklüğünde bir kalıp kestim sonra kumaşı o kalıptan yaklaşık 1 cm daha geniş pay bırakarak kestim ve kenarlarını içe doğru katladım, ütüledim. Sonrada tıkır tıkır diktim. Aslında bu iş için makinaya bile gerek yok, çok küçük bir parça olduğu için elde düzgün düzgün dikebilirsiniz hatta daha zıt bir renk kalıncana bir ip ile dikip cebe ayrı bir hava da katabilirsiniz, dur ben birdahakine katayım o havayı: )

Eğer siz de dikmek isterseniz buradan cebin kalıbına ulaşabilirsiniz.

Bu desenli kumaş parçası da yıllar önce aldığımız bir pijama takımının üstü. Hiç giymemiştik, kalıbı rahat değildi. Kollarından mama önlüğü diktim kalan kumaşı da böyle ufak tefek şeylerde değerlendiriyorum işte.

Bu günlük de bu kadar, kalın sağlıcakla…



I had wanted to sew this fabric pocket on my tshirt for a long time. Finally I was able to find a great time to do it last weekend.

Sometimes  I'm sewing somethings without stopping but sometimes just stare blankly to my fabrics.

Anyway, as you see on the images first of all I cut a paper pocket template and then I cut the fabric, leaving a larger margin, finally I ironed the folded edges.

You can find here my fabric pocket template.

Enjoy your sewing..


 
 
 
 
 
 

10 05 2013

Haftasonu Kartı - Papatya Hikayesi




Geçtiğimiz haftasonlarından birinde evi papatyalarla donatmıştım. Koca bir demet papatya aldım sonra onların tek tek yapraklarını yoldum, ellerim, tırnak içlerim yem yeşil oldu, bir ara sıkıldım ama inatla devam ettim, sonra da seyre daldım.

 
 
Bu papatyalar neredeyse 1 hafta aynı canlılıkta kaldılar. Aslında atmasak atılmazdı daha ama sarı sarı tozları dökülmeye başlayınca atalım dedik. Aldığım çiçekleri uzun yaşatmak mak için öncelikle vazolara çok çok az su koyuyorum ve o suyu hergün değiştiriyorum, hafta ortasında sapların ucundan bir iki parmak kesiyorum böylece devamlı suyun içinde kalan çürümüş kısım gidiyor ve çiçek sanki yeniden tazeleniyor. Boy küçüldükçe de farklı vazoya, kavanoza, bardağa  alıyorum… Böylece evde hiç çiçeksiz kalmıyorum.

 
Aspirin falan da atılıyor galiba ama ben hiç denemedim, çiçekleri uzun süre aynı tazelikte tutabilmenin başka ipuçları da vardır mutlaka, eğer önerisi olan varsa yazıverse ne güzel olur…

Hepinizin haftasonu çiçek gibi geçsin…
 
 
A few weekends ago, I had bought a big bouquet daisy, these images are from that days... I pulled off all the leaves of them one by one. My hands and the inside of the my nails was green...

These daisies lived almost more than a week. If you put a little water on vase and changing the water every day, your flowers can be live more long... I also cut their stalks around 1 cm in the middle of week.
 




 
If you know any other tricks to have fresh flowers, please write me, I'll be very happy.

I wish you have a wonderful weekend like flowers...



 
 

9 05 2013

Çiçek gözümün önünde güzel...



 

Çocukluğumun geçtiği apartımanın bahçesinde vardı bir leylak ağacı, Mayıs geldi mi tongur tongur açar, misler gibi kokardı. Duvarda oturduğumuzda ondan gelen koku ile mest olurduk. Dün akşam bu leylaklara bakarken düşündüm, çiçeğe para vermenin neden ülkemizde çokda olağan bir şey olmadığı üstüne…

Biz küçükken bize öğretilen bir şey vardı; çiçek kopartılmaz… Ben bahçeli bir evde büyüdüm, karşımız bomboş bir araziydi, her yanımız çiçekti, ama tek toplayabildiğim çiçek, izin olan garip papatya idi. Dalından bir gül kopartsan aman Allah’ım zinhar, günah, elin kopar… Kulaklarımda büyüklerimin söylediği “kopartma yazık olur, çiçek dalında güzel” sözleri hep…

Oysa şimdi tamamen farklı düşünüyorum.  O leylak ağacından bir iki dal kopartıp kahvaltı soframızı şenlendirmediğimiz için pişmanım…

Çiçek dalında olduğu kadar gözünün önünde olunca da çok güzel hatta daha güzel…


 
I love lilacs so much. When I was a child, there was a little lilac tree on our garden. I remember its wonderful smell still.

These amazing lilacs made me happy yesterday evening and took me to my childhood.




 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...