breakfast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
breakfast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Son zamanlarda - Recently...





Daha çok bloğumla ilgileneceğim dedikçe tersi oluyor, demek ki kendi haline bırakmak gerek birazda. Bu hafta iş yerinde bir koşuşturma vardı, akşamları da elime almamaya çalıştım telefonu da ipadi de. Hiç bir şey yapmadım. Şimdi ise kendimi patlayacak gibi hissediyorum. Sanki akşam eve gider gitmez dikmeye, kesmeye başlayacağım ve taa Pazar akşamına kadar habire işleneceğim gibi bir his…


Geçtiğimiz Cuma akşamı dolapları düzenleyelim, yazlık kışlık olayını halledelim dedik. Ama nasıl olduğunu anlamadan kendimi küçücük koridorda baza ile kapı arasında sıkışmış buldum.



Benim odayı küçük bir oturma odası yapmaya, bir kaç ay da beraber, eski günlerdeki gibi karşılıklı yatmaya karar verdik Funda’yla. Hem bizimkiler geldiğinde annem çok sever bu odayı, gelene geçene bakar diye düşündük. Düşünmemiz ile hayata geçirmemiz arasında o kadar az bir zaman vardı ki, istesen evi böyle hızla dağıtamazsın. Funda’nın odasındaki koltuğu diktik tepeye, ilk önce onu tamir ettik. Eee yılların koltuğu altında açılmalar olmuş bir güzel çiviledik dört bir yanını. Sonra  benim odadaki bazanın içini boşalttık. Yatak başını çıkartırken zorlanacağımızı düşünüyorduk ki o hop diye çıktı, mutlu mutlu, bu iş sandığımızdan da kolay olacak bakışı fırlattık birbirimize. Ama yanılmışız işte!  Sonra yan çevirdik bazayı ve odadan çıkarttık! Daha doğrusu tam çıktı ki bazanın kapağı şak diye açıldı ben de kapının köşesine sıkışıverdim!!!  Öylece kaldık, yok kapanmıyor lanet şey. Ben bir köşede Funda karşı köşede , kıpırdayamıyoruz ki kapağı kapatalım, bir de gülme krizi tuttu kaldık öyle bir süre… Sonra baktık kimse gelip kurtarmıyor bizi iş başa düştü dedik, bir o yana bir bu yana küçük küçük manevralar yapmaya çalıştık, baktık mekanizmayı söksek tekrar geri toplayabilir miyiz falan diye ama tam o sırada Funda şöyle bir kaldırdı, bir ittirdi ki kapağı tak diye kapandı. Karnımızı kapağa dayayıp tıpış tıpış taşıdık kendisini öbür odaya…  Sonra saat 3’e kadar yerleştirdik, temizledik ohh pek sevdik. Bir süre böyle, sonra yine eski haline getireceğiz ama o zaman tecrübeli olduğumuz için kesin daha kolay olacak ( yani inşallah).


İşte sırf bu oda yüzünden de bugün Cuma diye pek seviniyorum. Yarın hava yağmurlu olacakmış İstanbul’da,  ben de bu küçük odada elimde dergim, fırında kekim keyif yapacağım diye heves içindeyim. Ay hadi inşallah…



Bu arada bu kahvaltı sofrası da geçtiğimiz haftasonundan.  Funda eğitimde olduğundan kendi kendime geç ve uzuuun bir kahvaltı yaptım, yarın ki planım da tam bu!

Hepinize keyif dolu, sıcacık bir haftasonu diliyorum…


Our plan was to arrange our drawers and wardrobe last weekend but we have found ourselves while replacing furnitures...

We forced a lot when moving furniture, even I was stuck between the bed and the wall! 
It was a hard adventure for a Friday evening but we are happy with result.

And these breakfast images are also from last weekend. I've just wanted to share them with you.
I'm planning to have a breakfast like this and to rest in our new teeny living room during this weekend. while reading a magazine with the smell of cake coming from the oven...


I wish you have a cosy and sweet weekend...










Evde kahvaltıyı özledim - I miss having breakfast at home




Bu kahvaltı haziran ayından hatta babalar gününden kalma. O gün evde yalnızdım, Funda bizimkiler ile birlikte Altınoluk’taydı, sabah uyanır uyanmaz babamı aradım, birbirimize aşk dolu bir yığın şey söyledik, hediye konusunu konuştuk, Funda’nın aldığına laf olsun diye alınmış dedi, kışın İstanbul’a gelince bizden ne istediğinden dem vurdu sonrada bana; benden kendine mükellef bir kahvaltı hazırla dedi kapattık telefonu. Ben de hazırladım…



Babam zaten anneme hiç benzemez, annem utangaçtır, şimdiye kadar bir şey istediğine tanık olmadım. Alışverişte insanı çileden çıkarır, mağazada konuşmaz, yaa beğendin mi, içine sindi mi, başka yere mi bakalım… Yok yok hayatta tepki vermez, zaten tek başına da çıkıp çarşı pazar dolaştığını da hiç görmedik. Ona ne aldıysak hep beğenmiştir, zaten annem biz üzülürüz diye verdiğimiz paçavra olsa  sesini çıkartmaz. O kadar ince düşünür ki onun mertebesine ulaşmak imkasızdır. Neyi hangi nedenle öyle yaptığını şans eseri öğrendiğimde çoğunlukla hayrete düşerim nasıl aklına gelmiş bunca detay diye…



Babam düzdür ama. Direk söyler sevdiğini de sevmediğini de.  Mesela farklı bir tarif denerim, eğer beğenmezse yemez, yüzüme karşı da söyler, koca kız olmamış bu, fantaziye kaçmışsın yine diye. Hiç de unutmaz, durup durup ayy o nasıl birşeydi der, Funda’yla bir olur dalgasını geçer, senin bu ablan var ya diye anlatmaya başlar… Ama ona bir hediye al çocuklar gibi şen olur. Giyilecek birşeyse hemen dener. En son bir tişört getirmişti ben Altınoluk’tayken Funda, giydi hemen, koştu aynanın önüne, göbeğini içine çekerek bir sağdan bir soldan gülümseyerek baktı kendine. Ayy çok yakıştı deyince de ; ben güzel bir sütlaçım bu tişört de üzerine tarçın oldu dedi. Kendini de böyle beğenir…

Sanırım özledim ben yine bizimkileri…


Bir de kışın evdeki uzun kahvaltıları özledim. Yalan olmasın ama sanırım hazirandan beri haftasonları evde güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamadım. Haziranın sonuna kadar Funda yoktu, Geldi 2 hafta sonra ben gittim, 2 hafta Altınoluk’ta kaldım geldim, sıcaklardan ne adam gibi bir şey yiyebildik ne de evde durabildik. Zaten bizim ev sabah güneşi alıyor, sadece de haftasonu evde kahvaltı etme şansımız var, sıcakta uzun uzadıya balkona çıkamayıp içerilerde kahvaltı etmek tam bir işkence o yüzden ya geçiştirdik ya da çıktık bir yerlere… Yani kısacası özledim sakin sakin ferah ferah kahvaltıları…


Kek yapmayalı bile neredeyse 3 ay oluyor, bakıyorum instagramda millet harıl harıl yeni tarifler deniyor... Kızıyorum kendime de  hazır bulunca oh götür, sıra yapmaya gelince aaa zamanım yok…
Kafam yığınla şeyle dolu, darmadağın… acil bir düzene ihtiyacım var. Şu ağustos bir geçsin kendime çeki düzen vereceğim… Bu böyle gitmez Ayda…





I have no idea how quickly this summer has passed. This breakfast table is from first days of June even from fathers day... That day, I was alone at home, my little sister, Funda was together with our parents in Altinoluk and I phoned my father, as soon as I wake up to celebrate his fathers day... This breakfast is his gift to me.
He asked me to prepare a nice breakfast for myself (I hope, this sentence is correct!)

I guess, we could not have a nice and long breakfast at home, after that day. I was alone for awhile and then I went to Altinoluk for vacation and all weekends were very very hot so we could not stay at home... I mean, I really miss the lovely, long and fresh breakfast tables...

I want to be at kitchen more often and to try new recipes... I should prepare a "to do list" and be more organized as soon as... I hope!!!







Haftasonu Kartı - Kahvaltı / Happy Weekend Card - Breakfast




5 ‘e 2  adında bir diyet yapıyoruz Funda’yla ama 1,5 aydır anlayamadık iyi mi kötü mü, işe yarıyor mu- yaramıyor mu??? Haftanın sadece 2 günü 500 kalori alıyorsun diğer günler normal... Normal derken abartmıyorsun tabii… Yani öyle diyorlar da abartmamak biraz zor oluyor. Al işte bir hafta sonu kahvaltısı olabildiğince kalori yüklü, ballı, krepli, çikolata soslu…


500 kalori deyip de geçmeyin yiyecek bir şey bulamıyorsun kedi gibi dolanıyorsun ortada. Hafif bir incelme sezdim ama görünüşte öyle aman aman bir değişiklik yok. Gerçi benim vermek istediğim sadece 2 kilo. Tabii bunu nasıl anlarım onu da bilmiyorum çünkü hiç tartılmam… Tahmin ediyorum, diyorum 2 kilo versem rahatlarım…




Biz bu 500 kalori günlerini Pazartesi ve Perşembeleri yapıyoruz. Anlayacağınız dünkü açlıktan sonra bu saatte yemek fotoğraflarına bakıp sulanıyorum işte…

Yarın olsun yine şöyle mükellef bir kahvaltı hazırlayacağım…

Hafta sonunuz lezzet dolu geçsin…






We, I and my little sister have gone on a diet which called the 5:2, You should have heard, the 5:2 diet is a diet that limits the calorie intake for 2 days, then eating normal for 5 days. This type of diet is called ‘intermittent fasting’

We chose "Monday" and "Thursday".  I mean after fasting yesterday, my only thought is to eat something. We still were not sure, this diet is beneficial or not?

I have been looking at food images for a while on pinterest, my album and food blogs...
And I want to be on the weekend as soon as, I will prepare a breakfast like this again!!!


Have a tasteful weekend…









Haftasonu Kartı - MUHİT




Yine çok çok geç kalmış bir post… Aslında haziran ayında sizinle paylaşmayı düşünmüştüm ama kısmet bu güneymiş.

Eğer sizde bizim gibi İstanbul’da ve üstelik Avrupa yakasında oturuyorsanız, haftasonları kahvaltı için gidilebilecek, yürüme mesafesinde ve sakin bir yere nasıl ihtiyacımız olduğunu çok iyi anlıyorsunuzdur.
Hiç missler gibi boğazınız varya, Bebek, Arnavutköy, Yeniköy ne güne duruyor demeyin, haftasonu hiçbir kuvvet beni o trafiğe ve karmaşaya sokamaz. Hele Ortaköy, nedense 10 dakikalık bir mesafede oturmamıza rağmen yıllardır uğramadığım bir semt…

Aylar aylar önce bir Pazar günü, sabah erkenden uyandım, canım evde kahvaltı etmek istemedi, aldım fotoğraf makinamı elime attım kendimi evden dışarıya, başladım yürümeye, bir baktım Karaköy’deyim, dalmışım bir ara sokağına gidiyorum da gidiyorum. Birden durdum, yaa ben nereye gidiyorum böyle amaçsızca, hem karnımda acıktı…



Cep telefonunu aldım elime google’da “Karadöy’de gidilecek hoş bir yer” yazdım (evet aynen böyle yazdım: ) ) Muhit çıktı karşıma. Google map’den yerini buldum, elde telefon o konuşuyor ben gidiyorum…

Ve tam isabet…

Mini kahvaltısı tam da bana göre, sakin mi sakin, müzikler harika, çalışanlar ve sahibi çok kibar, sıcakkanlı…


Asma yapraklarının gölgesinde keyif dolu bir kahvaltı yaptım, sonra kışın nasıl burası diye sordum, üst katımız var hatta bu yıl alt katı da değiştireceğiz dediler. Üst kata çıktım bir de orada fotoğraflar çektim. Her bir malzeme, eşya, mobilya tek tek seçilmiş, dekor harika… Ben kış ortamının da harika olacağına eminim.

Yani diyeceğim şu elimizde kalan birkaç güzel günde belki size de bir değişiklik olur gidersiniz beni de anarsınız: )

Haftasonunuz keyif dolu, huzur içinde, pırıl pırıl geçsin…



This post is about a cafe in Istanbul which called "Muhit" .
If you come to here, you should visit this nice cafe, I am sure that you will satisfied.


I wish all of you have a wonderful weekend...









Sünnetime Beklerim Efendim...

  

Haftasonu daha çok yoruluyorum diyorum ya hep … Bu haftasonu da resmen hiç oturmadım desem yeridir. Ne yaptın diye sorarsanız ortada da birşeycik yokJ
Geçen hafta Cuma akşamı hani şu zencefilli, tarçınlı yılbaşı kurabiyelerinden yapmıştım, tüm cumartesi de onların fotoğrafını çektim. Yılbaşı kartı yapmaktı amacım. Onca çektim ama tatmin olmadım. Tüm hafta Cumartesi çekimim var diye dolandım etrafta, duyanda bu işten para kazandığımı falan sanacak. Herşeyi planladım Cuma akşamı iş çıkışı Beşiktaş’daki Gürün Pasajı içindeki tuafiyeciye gittim, Allah’ım orası da ne karışık bir yer, şöyle herşeyi dışarıya çıkartıp güzel güzel düzeltmek istiyorum orasını. Bir yığın hoş şey var ama aradan dereden görebilirsen ne ala… Adam diyor ki siz söyleyin ne istediğinizi ben size bulurum. Eee be adam ben biliyor muyum sanki ne istiyorum.. Öyle bakacağım birden hııım bunu bilmem nerede gördüğüm bilmem ne de kullanabilirim diyeceğim ve alacağım…
Neticede ondan 1 metre, şundan 20 cm., bir avuç boncuk, halka derken yine birbiri ile alakasız bir yığın saçma sapan şey aldım. Adamcağız tabii bir anlam veremedi, dayanamadı sordu ; siz bunları nerede kullanacaksınız? Bu sefer ben kaldım öyle suratına fener tutulmuş tavşan gibi, hazırlıklı olmadığım bir soruydu..  Yarım ağızla ben fotoğraf çekiyorum da dedim… Adam işine devam etti, ben tezgahın falan arkasına geçtim artık… Sonra dayanamadı stüdyo nerede sizin diye sordu, yok dedim şimdilik evdeJ Hıımm orada kurulu bir düzeniniz var sanırım dedi bu sefer.. Evet evet dedim kestirmeden.. Artık nasıl bir kurulu düzen düşünüyorsa…. Düşündü tabii haybeye bu kadar anlamsız şey alınmaz, en azından bir stüdyo olmalı…
Neyse işte oradan çıktım bir iki yere daha uğradım koştur koştur eve geldim. Yemek için uyduruktan teyyare birşeyler hazırladım ve giriştim yine kurabiye yapmaya.. Bu sırada da salondaki masaya düzeneği kurdum, kes – yapıştır – boya işlemleri için gereken ne varsa serdim üstüne.. Evin içinde fırıldak gibiyim… Elim de biraz ağır mutfakta, o kurabiyeleri yapmak acayip uzun zamanımı aldı. Ortalarını deldim meldim, şam şeytanına çevirdim kurabiyeleri. Piştiklerinde sinirden çatladım, hayatımda gördüğüm en tombilik yılbaşı kurabiyeleri benimkilerdi. Kekler kabarsın diye gözünün içine bakarken, kabarmasını istemediğim kurabiyelerim pabuç gibi olmuştu…


Onları kendi hallerine bırakıp masaya geçtim tam kesip yapıştıracağım yılbaşı kartı yapmak planım, gözüme migros’tan aldığım renkli pul mu denir işte öyle parıldak tozlar ilişti, dur sen dedim şunları şişelere serpiştireyim. Aldım bantı, pulları doğru mutfağa… Her yer pırıl pırıl oldu ben dahil.. Assolist gibi oturdum masanın başına sabahın beşine kadar…
Cumartesi sabahı 10’da kalktım, kahvaltımı yaptım biraz televizyona baktım. Hadi kızım dedim oturacak gün değil çekimin varJ
Evin halini bir görmeliydiniz… O tuafiyecideki adam gelseydi de görseydi stüdyo nasıl oluyormuş. Savaş alanı… İnsafsız hiç oturmadan saat 16:30’a kadar fotoğraf çektim…
İşin en en en gıcık yanı; fotoğraf çekiminde zemin olarak kullandığım kumaş parçasının eni taş çatlasın 25 cm. falandı… Onca ıvır zıvır alacağıma gidip adam gibi bir metre kumaş alsaydım çok daha kolay çekecektim şu fotoğrafları ama ben dar alanda kısa paslaşmalar şeklinde kendimi helak ettim.
Pazar günü de durum pek farklı değildi, şu gördüğünüz uyduruktan kahvaltıdan sonra tekrar başladı çekimlerJ
Aslında yılbaşının bu yıla kadar ben de çok fazla bir anlamı yoktu, tabiki süslenmiş vitrinleri, sokakları, umutlu insanları, hediyeleri düşününce içim ısınıyordu ama hiç bu seneki kadar olayın içinde hissetmemiştim kendimi. Bloglarda o kadar çok güzel şeylerle karşılaştım ki karşı koyamadım, kaptırdım kendimi yeniyıl konseptineJ Evde şimdi her yer kırmızı beyaz…
Fırsat bulup da fotoğrafları düzenleyebilirsem paylaşacağım sizinle de.. Ama esas iş o yığınla fotoğrafı düzenlemek. İş yerinde artık çok zor bakıyorum bloglara. Bu yazıyı sabah yazmaya başladım, akşam oldu hala tamamlayamadım meselaL Akşamları hızlı hızlı sizlerin bloglarını gezmeye çalışacağım ama yorum falan bırakamazsam kusuruma bakmayın, Perşembeye de sünnetim var çünküJ)
Aman işte ben pek nefes almıyorum, öyle duruyorum da, baktım bu pek iyi değil burnumu açtırayım dedim. Küçük bir operasyon anlayacağınız. Ondan sonra yeniden doğmuş gibi olacakmışım hadi hayırlısıJ
Haa yok estetik yaptırmıyorum, yoğun istek olmasına rağmen fantaziye kaçmaktan yana değilimJ



This post is about my last weekend. I was very busy with taking photos. I buy alot of unnecessary things from stationer shop.  I think I am addicted to taking photo. All last weekend I took hundreds photos with christmas concept.
But the most important things is arrange of all those photos...
And this Thursday I will be operated from my nose. By this way I can give a little break to take photo:)

NOT; Bir önceki post için yaptığınız yorumlara bunca yoğunluk içinde cevap yazamadım ama aklımda bilesiniz..



Ben bugün evdeyim...





Evde olmaya alışık değilim ki ben hiç. Ne yapacağımı şaşırdım ve al işte saat 14:30 oldu bile... Sözüm ona hiç bilgisayarı açmayacaktım, evde dergilere bakıp, kahve içip keyif yapacaktım. Ama sabahın köründe kardeşim işe giderken uyandım, zorladım kendimi yataktan çıkmamak için.




Sonra dayanamadım kalktım, basit bir kahvaltı hazırladım kendime, geçtim televizyonun karşısına ama açmamla kapatmam bir oldu.
O ne yaaa herkes birbirine bağırıyor, çığlık çığlığa gidiyor ortalık. Sonra biraz dolandım evde. Apartmana yeni taşınan komşu camının önüne biri arabasını park etti diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı, yerimden zıpladım. Korkudan camdan bile bakamadım. İşimiz var bu yeni komşuyla , çok gergin, taşınalı henüz 1 ay bile olmadı ben bu şekilde 3. olayına tanık oldum bile şimdiden... Korkuyorum ondan..
Sonra dayanamadım açtım bilgisayarı tatildeyken sizler neler yaptınız şöyle bir baktım, o şöyle bir bakmak bile epey bir zaman alıyor ama...
Televizyonu kapatmıştım ama kulakları fazla iyi duymayan yaşlı komşumuz Münge Anlı'nın programını açmış sanki tüm konuklar gelmiş bizim salonda benimle beraber oturuyorlar gibiydi. Mecbur ben de bir müzik kanalı açtım dinlemeye başladım, en azından program bitene kadar...



Demek ki neymiş, insan elinde olmayanlara hep özeniyormuş ama onları elde edince öyle çok da aman aman bir şey olmadığını anlayıveriyormuş:))

Şimdi bu postu tamamlar tamamlamaz bilgisayarı kapatıp keyif yapacağım söz... Belki muffin yaparım akşamüstü kahvenin yanında... Pek bir hava atar gördüm kendimi:)

Diyeceğim o ki ben geldim... ve umarım bu Kasım ayı hepimiz için huzur dolu ve güzel haberler alacağımız bir ay olur..




I was not here for a while. I and my little sister went to short vacation. Today I am at our home after for a long time. Normaly today I should be at the office. But I have took one more day off from work. I woke up very early and made a simple breakfast.
Always I would think that if I am at home every day I would be great. But today I did not know what I do.

Tomarrow I will be at the office and I know that I will want to be at home again...
Today I have just wanted to share with you a hello post after vacation. That's all:)

And I hope this November will be a wonderful month for all of us. Because on October We were very upset...



Daha Karpuz Kesecektik....







Herkese günaydın….

Muhtemelen biz şu anda böyle bir masada kahvaltı ediyoruzdur. Bu postu dün hazırlamıştım, zaman ayarlı olarak, başka da hazırlayamadım zaten.

Biz ailece gözümü açar açmaz kahvaltı diye etrafta dört dönenlerdeniz. Kahvaltımı yapmadan şuradan şuraya gidemem, tansiyonum düşer, bir fena olurum, sinirlenirim, güne başlayamam kısacası…
Pek çeşit aramam kahvaltıda, çay olsun, beyaz peynirle domates olsun yeter. Reçel çeşitleri ile, iki çeşit zeytin de olsun isterim aslında… taze körpecik biber varsa ısıra ısıra yenmelik… bir de köy ekmeği… Sanırım kilo alıp döneceğim bu tatil sonunda yine…





Son yıllarda babamda bir karpuz sevdasıdır gidiyor. Ne zaman yanlarına gitsek, bizim şerefimize karpuz kesiyor, sanki kuzu kesiyormuş gibi bir edayla.. Yaa alt tarafı karpuz diyoruz ama bizi duymuyor bile...
Kapruzu keselim, karpuzu dolaba koyduk mu, kapruz kestim kahvaltıda da yiyelim… babamın konuşmasının  %30 unu oluşturuyor bu karpuz muhabbeti.
Ne acıdır ki hayatım boyunca babamın tatlı bir karpuz aldığına da tanık olamadım.
Keser karpuzu, bal bal balll diye, bi bakarsın bildiğin pembe, ekmek gibi bişey…

Son gittiğimizde yine karpuz yiyoruz, babam bu sefer karpuzun çekirdeklerine taktı. Keşke çekerdekleri olmasaymış, keşke annem çekerdeksiz kesmesini bilseymiş falan. 
Sonra; “Bu sene bahçeye ektiğim tohumları, adam çekirdeksiz karpuz diye verdi ama  onlar da çekerdekli “ dedi.
 --- “ee daha onlar olmadı, kesip yemedik ki… nereden biliyorsun”
--- “Bende öyle bir izlenim bıraktı"


Şimdi merakla bahçedeki karpuzların büyümesini bekliyoruz.  

Herkese afiyet olsun...







Good Morning…
This is a traditional Turkish breakfast table.
Probably now We are at the such a table for breakfast. I have prepared this post yesterday.

in the morning I must eat something when I wake up. I can not start the day. Especially tea, cheese and tomato should be my breakfast table. one or two kind of jam and olive also can be very nice.  

I love to have breakfast in the garden.

Happy Saturday!








Picasa'yı kullanmak adına...





Bu haftasonu aslında evde kahvaltı etmedik. Cumartesi sabahı erkenden teyzemin kızına gittik. Balkonda harika bir kahvaltı yaptık ve oraya her gittiğimizde olduğu gibi bütün gün yemeğe devam ettik.

Pazar sabahı da uyanır uyanmaz oyumuzu kullanmak için evden çıktık sonra Kanyon'da kahvaltı ettik.
Bu fotoğraflar önceki haftalardan birine ait. Dün akşam bilgisayarda eski fotoğrafları temizlerken buldum.

Sadece renkler hoşuma gitti, kahvaltı sofrasında kayda değer pek birşey yok her zaman ki gibi:)




In fact we did not breakfast at home this weekend. Early on Saturday morning we went to my aunt's daughter. The balcony had a great breakfast and we continued to eat during the all day like every time.

On Sunday morning, we went outside for vote and had a breakfast in Kanyon.

These photos belong to one of the previous weeks. Yesterday evening I found these photos on my computer while I was cleaning the old photos .

Just I liked the colors. There is not much appreciable things on the breakfast table



Bir de picasa programını daha yeni yeni kullanmaya başladım ve canım habire kolajlar yapmak istiyor.

I also started using picasa program newly and I want to make collages in there every moment .




Güzel cumartesi ve kahvaltı takımım...


Cuma akşamı bir arkadaşımız bizde kaldı, geç saatlere kadar film seyrettik ama cumartesi sabahı hepimiz erkenden uyandık. Ben simit alamak için dışarıya çıktım, yine sokaklarda kendimi kaybettim, neredeyse kayıp ilanı vereceklerken, açlıktan gözleri dönmüşken eve geri döndüm. Ama simiti de esas amacım olan çiçekleri de almış olarak:)




Hemen balkona kahvaltı soframızı hazırladık. O kadar acıkmıştık ki mutfak ile balkon arasında üçümüz yuvasına çekirdek kabuğu taşıyan karıncıların hızlandırılmış çekimi gibiydik.. Elimize ne geçerse koyduk masaya, çok detaya giremedik...

Güneş bir buluta giriyor bir çıkıyordu. Bu mevsim bizim balkonda kahvaltı etmek için ideal. Çok sıcaklarda sabah güneşi aldığı için biraz zor oluyor. Şemsiye açsak da sıcaktan oturamıyoruz. Gerçi çok çabuk diğer apartımanın gölgesi geliyor ama biz çoğunlukla erken kalktığımız için o zamana kadar açlığımıza dayanamıyoruz.




Neyse şimdi fotoğrafları yükleyince farkettim. Bir daha böyle kocaman ikea bardakları ile çay içmeyeceğim. Paşa çayı içen çocukların kahvaltısı masası gibi görünüyor…

Bu kahvaltı takımını yıllar yıllar önce (dur bir hesaplıyayım…. Evet 1996.. vay bee) Bursa’dan almıştım. Çocuk denecek yaşta ne gerek varmış… Yıllarca kullanmadık. Sonra birden manasız geldi, kullanmaya başladık.. Hala çok seviyorum. Gerçi balkon masasının tamamını çok acıktığımız ve üşendiğimiz için açamadık, o yüzden böyle sıkış tepiş oldu. Ttabaklara  koyacak daha fazla birşeyler de hazırlayamadığım için takımın sadece bir kısmını kullanabildim.




Bu keyifli kahvaltının ardından balkonda kahve keyfimizi yaptık. Sonrada bütün gün evde kes – yapıştır, dik – sök, tak – çıkart işleri ile uğraştık.

Kısacası sevdim ben bu cumartesimizi.







Dikkat Dikkat Balkon Sezonu Açılmıştır....


Bugün resmen işe gelirken üşüdüm.  Sanki dün sabah balkonda kahvaltı eden biz değildik. Geçen sene bu zamanlarda çoktan balkon sezonunu açmıştık.
Dün havayı güneşli görünce kardeşim de ben de uyanır uyanmaz balkona çıktık. Yeni yeni canlanan çiçeklerimize baktık, aşağıdan gelen körpecik asma dallarını tellere doladık…





Yazlıkta da sabah gözünü açan kendini bahçeye atıyor, ailecek geceliklerle, pijamalarla evin etrafını tavaf ediyoruz, tek tek çiçeklere bakıyoruz, kahvaltı için domates, biber, roka,.. topluyoruz.
İçerilere tıkılı olmak bence insan doğasına aykırı. Son yıllarda en mutlu olduğum zamanlar yazlıktaki bahçede geçirdiğim zamanlar sanırım.


Neyse işte baktık hava idare eder, o zaman balkonda kahvaltı edelim dedik. Ben mutfak sorumlusu olarak doğru mutfağın yolunu tuttum. Ne zamandır pancake yapmak istiyordum kısmet bu Pazar kahvaltısınaymış. İnternetten bir tarif buldum ve yapmaya koyuldum. Şekillerini pek beceremedim. Kimi yuvarlak, kimi oval, kimi büyük, kimi de küçük oldu. Ama ilk deneme için tadı çok güzeldi.





Tarifi şu;
2 su bardağı un
2 1/2 çay kaşığı kabartma tozu
3 yemek kaşığı şeker
1/2 çay kaşığı tuz
2 büyük yumurta
1 1/2 ya da  1 3/4 bardak süt
2 yemek kaşığı erimiş margarin.

O kadar açıkmıştık ki çok fazla uğraşarak çekemedim fotoğrafları. Çilekli, böğütlenli güzel oluyor ama bence daha sonra masaya gelen Nutella ile mükemmel… Yine olsa yine yesek…


 

Daha fazla fotoğraf için Flickr hesabıma da bakabilirsiniz mesela...



 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...