Turkish breakfast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkish breakfast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Son zamanlarda - Recently...





Daha çok bloğumla ilgileneceğim dedikçe tersi oluyor, demek ki kendi haline bırakmak gerek birazda. Bu hafta iş yerinde bir koşuşturma vardı, akşamları da elime almamaya çalıştım telefonu da ipadi de. Hiç bir şey yapmadım. Şimdi ise kendimi patlayacak gibi hissediyorum. Sanki akşam eve gider gitmez dikmeye, kesmeye başlayacağım ve taa Pazar akşamına kadar habire işleneceğim gibi bir his…


Geçtiğimiz Cuma akşamı dolapları düzenleyelim, yazlık kışlık olayını halledelim dedik. Ama nasıl olduğunu anlamadan kendimi küçücük koridorda baza ile kapı arasında sıkışmış buldum.



Benim odayı küçük bir oturma odası yapmaya, bir kaç ay da beraber, eski günlerdeki gibi karşılıklı yatmaya karar verdik Funda’yla. Hem bizimkiler geldiğinde annem çok sever bu odayı, gelene geçene bakar diye düşündük. Düşünmemiz ile hayata geçirmemiz arasında o kadar az bir zaman vardı ki, istesen evi böyle hızla dağıtamazsın. Funda’nın odasındaki koltuğu diktik tepeye, ilk önce onu tamir ettik. Eee yılların koltuğu altında açılmalar olmuş bir güzel çiviledik dört bir yanını. Sonra  benim odadaki bazanın içini boşalttık. Yatak başını çıkartırken zorlanacağımızı düşünüyorduk ki o hop diye çıktı, mutlu mutlu, bu iş sandığımızdan da kolay olacak bakışı fırlattık birbirimize. Ama yanılmışız işte!  Sonra yan çevirdik bazayı ve odadan çıkarttık! Daha doğrusu tam çıktı ki bazanın kapağı şak diye açıldı ben de kapının köşesine sıkışıverdim!!!  Öylece kaldık, yok kapanmıyor lanet şey. Ben bir köşede Funda karşı köşede , kıpırdayamıyoruz ki kapağı kapatalım, bir de gülme krizi tuttu kaldık öyle bir süre… Sonra baktık kimse gelip kurtarmıyor bizi iş başa düştü dedik, bir o yana bir bu yana küçük küçük manevralar yapmaya çalıştık, baktık mekanizmayı söksek tekrar geri toplayabilir miyiz falan diye ama tam o sırada Funda şöyle bir kaldırdı, bir ittirdi ki kapağı tak diye kapandı. Karnımızı kapağa dayayıp tıpış tıpış taşıdık kendisini öbür odaya…  Sonra saat 3’e kadar yerleştirdik, temizledik ohh pek sevdik. Bir süre böyle, sonra yine eski haline getireceğiz ama o zaman tecrübeli olduğumuz için kesin daha kolay olacak ( yani inşallah).


İşte sırf bu oda yüzünden de bugün Cuma diye pek seviniyorum. Yarın hava yağmurlu olacakmış İstanbul’da,  ben de bu küçük odada elimde dergim, fırında kekim keyif yapacağım diye heves içindeyim. Ay hadi inşallah…



Bu arada bu kahvaltı sofrası da geçtiğimiz haftasonundan.  Funda eğitimde olduğundan kendi kendime geç ve uzuuun bir kahvaltı yaptım, yarın ki planım da tam bu!

Hepinize keyif dolu, sıcacık bir haftasonu diliyorum…


Our plan was to arrange our drawers and wardrobe last weekend but we have found ourselves while replacing furnitures...

We forced a lot when moving furniture, even I was stuck between the bed and the wall! 
It was a hard adventure for a Friday evening but we are happy with result.

And these breakfast images are also from last weekend. I've just wanted to share them with you.
I'm planning to have a breakfast like this and to rest in our new teeny living room during this weekend. while reading a magazine with the smell of cake coming from the oven...


I wish you have a cosy and sweet weekend...










Evde kahvaltıyı özledim - I miss having breakfast at home




Bu kahvaltı haziran ayından hatta babalar gününden kalma. O gün evde yalnızdım, Funda bizimkiler ile birlikte Altınoluk’taydı, sabah uyanır uyanmaz babamı aradım, birbirimize aşk dolu bir yığın şey söyledik, hediye konusunu konuştuk, Funda’nın aldığına laf olsun diye alınmış dedi, kışın İstanbul’a gelince bizden ne istediğinden dem vurdu sonrada bana; benden kendine mükellef bir kahvaltı hazırla dedi kapattık telefonu. Ben de hazırladım…



Babam zaten anneme hiç benzemez, annem utangaçtır, şimdiye kadar bir şey istediğine tanık olmadım. Alışverişte insanı çileden çıkarır, mağazada konuşmaz, yaa beğendin mi, içine sindi mi, başka yere mi bakalım… Yok yok hayatta tepki vermez, zaten tek başına da çıkıp çarşı pazar dolaştığını da hiç görmedik. Ona ne aldıysak hep beğenmiştir, zaten annem biz üzülürüz diye verdiğimiz paçavra olsa  sesini çıkartmaz. O kadar ince düşünür ki onun mertebesine ulaşmak imkasızdır. Neyi hangi nedenle öyle yaptığını şans eseri öğrendiğimde çoğunlukla hayrete düşerim nasıl aklına gelmiş bunca detay diye…



Babam düzdür ama. Direk söyler sevdiğini de sevmediğini de.  Mesela farklı bir tarif denerim, eğer beğenmezse yemez, yüzüme karşı da söyler, koca kız olmamış bu, fantaziye kaçmışsın yine diye. Hiç de unutmaz, durup durup ayy o nasıl birşeydi der, Funda’yla bir olur dalgasını geçer, senin bu ablan var ya diye anlatmaya başlar… Ama ona bir hediye al çocuklar gibi şen olur. Giyilecek birşeyse hemen dener. En son bir tişört getirmişti ben Altınoluk’tayken Funda, giydi hemen, koştu aynanın önüne, göbeğini içine çekerek bir sağdan bir soldan gülümseyerek baktı kendine. Ayy çok yakıştı deyince de ; ben güzel bir sütlaçım bu tişört de üzerine tarçın oldu dedi. Kendini de böyle beğenir…

Sanırım özledim ben yine bizimkileri…


Bir de kışın evdeki uzun kahvaltıları özledim. Yalan olmasın ama sanırım hazirandan beri haftasonları evde güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamadım. Haziranın sonuna kadar Funda yoktu, Geldi 2 hafta sonra ben gittim, 2 hafta Altınoluk’ta kaldım geldim, sıcaklardan ne adam gibi bir şey yiyebildik ne de evde durabildik. Zaten bizim ev sabah güneşi alıyor, sadece de haftasonu evde kahvaltı etme şansımız var, sıcakta uzun uzadıya balkona çıkamayıp içerilerde kahvaltı etmek tam bir işkence o yüzden ya geçiştirdik ya da çıktık bir yerlere… Yani kısacası özledim sakin sakin ferah ferah kahvaltıları…


Kek yapmayalı bile neredeyse 3 ay oluyor, bakıyorum instagramda millet harıl harıl yeni tarifler deniyor... Kızıyorum kendime de  hazır bulunca oh götür, sıra yapmaya gelince aaa zamanım yok…
Kafam yığınla şeyle dolu, darmadağın… acil bir düzene ihtiyacım var. Şu ağustos bir geçsin kendime çeki düzen vereceğim… Bu böyle gitmez Ayda…





I have no idea how quickly this summer has passed. This breakfast table is from first days of June even from fathers day... That day, I was alone at home, my little sister, Funda was together with our parents in Altinoluk and I phoned my father, as soon as I wake up to celebrate his fathers day... This breakfast is his gift to me.
He asked me to prepare a nice breakfast for myself (I hope, this sentence is correct!)

I guess, we could not have a nice and long breakfast at home, after that day. I was alone for awhile and then I went to Altinoluk for vacation and all weekends were very very hot so we could not stay at home... I mean, I really miss the lovely, long and fresh breakfast tables...

I want to be at kitchen more often and to try new recipes... I should prepare a "to do list" and be more organized as soon as... I hope!!!







Haftasonu Kahvaltısı - Weekend Breakfast




Eskiden ne çok kahvaltı postu yapardım ben. O zamanlar hafta sonu gözümü açar açmaz elime alırdım fotoğraf makinasını taa hava kararana kadar bırakmazdım. Son zamanlarda sanki zorunluluk haline getirdim fotoğraf çekme olayını ve bunun için kendime çok kızıyorum.  İlla bir amaç için fotoğraf çekme fikri nereden girdiyse kafama sonunda çıkarttım onu. Geçtiğimiz hafta sonu, canım ne istiyorsa onu fotoğrafladım… Çektikçe çektim, çoştukça çoştum.

Alt tarafı bir kahvaltı sofrası demedim, öncesinde, sonrasında, sağından solundan artık Funda yeterrrr ben başlıyorum yemeğe diyene kadar oturmadım yerime.

Fotoğrafları düzenlerken dikkatimi çekti, pankekleri yaparken ilk önce insani boyutlarda dökmüşüm tavaya malzemeyi, sonlara doğru sıkılmışım, bitsin artık diye fazla fazla dökmüşüm, pabuç kadar olmuşlar. Bari büyükleri alta küçükleri üstte doğru dizseymişim ama o an o kadar açtım ki bir an önce fotoğraf olayını bitirip onları yemekten başka bir şey düşündüğümü sanmıyorum.


Bu arada Cath Kidston’ın en sevdiğim takımları bunlar, mavisi en sevdiğim mavi, çiçeği abartı değil, fincan boyutu da tam benlik…  Oyuncak fincan takımı gibi, yıllardır hiç sıkılmadım kullanmaktan.


Şu sıralar habire masanın yerini değiştirip duruyoruz. Geçenlerde de yazmıştım bunu ama bir ara fotoğrafları düzenlediğimde gösteririm size de. Yıllarca hiç kıpırdatma sonra kedi yavrusunu taşır gibi bir öyle bir böyle…


Şu sıralar Merkür’den mi, ülkenin genel buhranlı gönlerinden mi bilmem bir durduğum yerde duramama, bir iç sıkıntısı, bir darlanma halim var, gerçi dünden beri birazcık dağıldı ama tamamen uçup gitmedi bu hal, ondan herhalde böyle kopuk kopuk manasız bir post oldu bu: (

Neyse biraz renk, biraz iştah, biraz muhabbet olsun o zaman…


It was a long time, I didn't share our breakfast tables on my blog. About 1 year ago, I used to wake up early in the morning and start taking photos without stop during my weekends... Finally I did exactly same thing last weekend.

I woke up very early, set the breakfast table and took many many photos... I missed taking photos aimlessly.



This Cath Kidston series is great isn't it? I've been using them for years very fondly. And pankek! I'm eating them also very fondly: )

Anyway, I just wanted to say hello and share some our colorful breakfast table images with you...

Lots of love...










Haftasonu Kartı - Kahvaltı ve Diğerleri...




 
Neydim ne oldum… İlk zamanlar günde 2-3 post yayınladığım olurdu, çılgın gibiydim. Şimdi de yığınla şey var paylaşmak istediğim ama eski pratikliğimi mi kaybettim, başka heyecanlar mı benim aklımı çeldi, işler mi çığrından çıktı.. yoksa hepsi birlikte mi bilmiyorum…


 
Bir gerçek var ki her an yeni bir şey öğreniyorum, bilgi o kadar hızlı yayılıyor ki, dünyanın bir ucunda bir kadının kahvesini içtiği fincanın markasını bilir duruma geldik. Hiç tanımadığımız kültürleri, görmediğimiz detayları, duymadığımız şeyleri o kadar hızlıca öğrenip tüketiyoruz ki, bazen korkutucu bile geliyor bu insana.  

Haftasonları fırsat buldukça fotoğraf çekiyorum ama onları bilgisayara aktarıp düzenleyene kadar ya hevesim geçiyor ya da konuyu kaçırıyorum. Mesela daha yumurta süslemiştim, öyle iki çeşitle kalmamıştım ama anca ikisini paylaşabildim sizlerle, aman ne kayıp diyeceksiniz şimdi: )

 
 
Son zamanlarda daha bir arttı aldığım mailler, öyle güzel şeyler yazıyorsunuz ki, işte o zaman diyorum zorla kızım kendini, bak mutluluk paylaşıldıkça artıyor, gördüğün, duyduğun, yaptığın güzel olan herşeyi paylaş, paylaş ki birbirimize bulaşsın mutluluğumuz…

Mesela bugün bir başka mutluyum ben, günlerden Cuma, havada tam bahar kokusu var, postadan harika iki kitap geldi ve en önemlisi haftasonunu Londra’da yaşayan arkadaşımız ve onun çoook özlediğimiz kızıyla geçireceğiz.  Hemen yarın olsun istiyorum işte bu yüzden.

 
Yazdıklarımın bu kahvaltı sofrasıyla da hiçbir alakası olmadı ama idare ediverin artık. Şey diyeyim bari; Heyyy yaşasın uzun soluklu  kahvaltı masaları ile harika bir haftasonu geliyor…

Gülelim eğlenelim…

 


When I have opened this blog, I used to share almost 2 or 3 posts every day like crazy... Now, if I can share 2 or 3 posts in a week, it is good.
I lost my rutin and I want to turn back. But there are so many new things that interested me. Information is spreading so fast that We can know mostly products of brands in the world.
 

Anyway this was an introduction to a very nonsense: )
I mean, I am happy today, it is Friday, I can smell the spring in the air and this weekend we have a guest from London.

I am planing to have a long and delicious breakfast for this Sunday...
Enjoy your weekend...
 
 





 

Dikkat Dikkat Kış Başladı...


Uzun zamandır evde sabahtan akşama kadar fotoğraf çekmemiştim, işte bu Pazar bunun acısını çıkarttım resmen ve şimdi belim ağrıyor.

Sabah kalktım, doğru mutfağa gidip kahvaltı hazırlamaya başladım. Cumartesi akşamüstü aldığımız bir kararlada bizim evde yılbaşı konseptine geçilmiş bulunuyor. Düşündük biz en çok yılın bu zamanını seviyoruz, ee bizi engelleyen ne bir yasa ne de bir kanun var. Erkenmiş geçmiş düşünmeden başladık ufaktan evde bir yılbaşı havası estirmeye . Küçük süsleri çıkarttık, kırmızılı peçeteler aldık ve kırmızılı-beyazlı-yeşilli bir kahvaltı sofrası ile kışa girişimizi yaptık…

Hani daha önce bahsetmiştim evde ufak tefek şeyleri değiştirmek istiyoruz ama ne zaman olur bilmiyorum diye… Amacımız, zaman içinde oluşan listemizdeki değişikliklerin hepsini bir anda yapmaktı, büyük bir temizlik yapacağız ve planlanan herşeyi uygulayıp mest olacaktık. Ama bu sefer olmadı, gerçi pişman da değiliz, taksit taksit alıyoruz listedekileri, belki birden büyük bir değişiklik olmuyor ama ufak tefek değişikliklerle pek bir mutlu oluyoruz. Böylesi daha iyiymiş yani.
 
Mesela bu haftasonu Ikea’daydık yine, zaten 3-4 haftada bir gitmezsek içimiz rahat etmiyor bizim. Neredeyse orada çalışanlardan daha çok biliyorum ürünlerini: )
 

Neyse işte gittik, salona küçük bir halı ile şu fotoğraflarda gördüğünüz sehpanın üstündeki lambayı aldık. Aman bir mutlu olduk, bir sevindik, halının üstünde bir yuvarlandık ki görmeliydiniz. Durup durup birbirimizi tebrik ettik kardeşimle. Ama öyle bir gaza geldik ki, şimdi bize 10 tane ev versinler hepsini döşeyelim istiyoruz. Tüm akşam bir Funda bir ben kafamızdan ev döşedik; Bir birimiz başlıyor; ben Mudo’da gördüğüm dönerli koltuğu alırım, sonra Ikea’daki televizyonluk, Habitat’daki vazo…

Bir diğeri, yok ben Ikea’daki üçlü koltuğu alıp, Mudo’daki morlu berjeri alırım ayaklarım tam yere değiyor çünkü, bir de bir sepet görmüştüm acayip kaliteli duruyordu onu alır yanıma koyardım içinde rengarenk yünlerle…

Ayyy böyle böyle kaç saat konuşuyoruz bilmem: )

Bu arada gördüğünüz gibi sandalyemiz de geldi. Çok seviyoruz. Bilgisayar masamızı da beyaza boyadık, istediğimiz köşeye adım adım yaklaşıyoruz yani: )

Eee öyle yazıyorum, ne zamandır böyle uzun uzun yazmamıştım buraya, hoşuma gitti. Haa bir de tüm kumaşlarımı yıkadım, önceden bir şey dikmeye karar verdiğimde yıkıyordum, baktım o sıkıntı oluyor, tam bir şey dikeceğim aa yıkamam gerek diye vazgeçiyorum, ben de attım tüm kumaşları makinaya. Bir kısmını ütüledim ama daha epey var, küçük küçük olduğundan hepsi zaman alıyor ama bir o kadarda zevkli. Gerçi evin çamaşır ve ütü sorumlusu kardeşim ama bu sefer beni hiiiç ilgilendirmez senin kumaşların dedi ve ilk kez çamaşır makinasını çalıştırdım. Ne yani sonuçta bir iki düğme çevirip, basıyorsun. Mutfak sorumluluğu gibi değil yani, orada emek var emek…

İşte böyle bir haftasonuydu bizimkisi…
 
 

I couldn't spend enough time with my camera at home as I wanted for a long time but this weekend I was happy to be at home and I took so many photos.

We ( I and my little sister) decided that we love this time of year the most and we changed something at our home for this season.

We went to IKEA this weekend and bought a small rug,  table light and napkins for chiristmas time.

Sunday morning,I set the breakfast table with colors of this season. Red - white and green are a perfect matching for winter.

In the meantime, Our chair has arrived finally and We loved it so much. We also painted the table to white and We can say that, we are very close to have that corner which we wanted as I mentioned here.

And so in our house, winter began.
 
 
 
 

Baharda Kuşlar Gibi....



Misafir gelecek dedim ama gelen yabancı değil teyzemin kızıydı yani sofrada öyle gani gani şeyler yok, alalade bir sofra. Zaten hazırlarken ve o gelene kadar çiçeklerin fotoğraflarını çekerken o kadar acıkmışım ki sonradan yapılan hiçbir şeyin fotoğraflarını adam gibi çekemedim.

Ben çok şaşırıyorum ve hayretle izliyorum şu yemek bloglarını. Nasıl dayanıyorlar yemeden, nasıl ayarlıyorlar zamanı… Ben hiçbir sofranın son halini fotoğraflayamadım mesela…



Cuma akşamı yemekten sonra işyerinden arkadaşımın verdiği bir tarifi denemeye karar verdim. Gerçi o tarifi uzun zamandır denemek istiyordum ama bir türlü fırsat olmamıştı. Çikolatalı cheese cake…

Tarifte yazanları harfiyen uyguladım… Yok yalan olmasın bir yerde sırayı karıştırdım ama sonuç gerçekten mükemmeldi. Ben kolay kolay yaptıklarımı beğenmem ama bu tarifte ters giden hiçbir şey olmadı. Görüntüsü bile düzgün oldu.
Sabah erkenden uyandım ,yok  heyecandan falan değil, sabah markete gideceğim diye yatsam da erkenden uyanırım işim var ya stres yapmışımdır yani.  



Funda hala uyurken sofrayı hazırlamaya başladım. Uzun bir süre çiçeklerle oyalandım. Cam açık, dışarıda mis gibi bir bahar havası… Çıktım balkondaki çiçekleri suladım. Ohh dedim bahar gibisi yokmuş.. Ve sofrada da bahar havası estireyim istedim.




Gördüğünüz gibi görüntü var ses yok.. Sofrada çiçek mi yediniz diyebilirsinizJ) ve evet bizim kahvaltılıklarımız böyle minicik minicik… Sevmiyorum ben öyle koca koca kaselerde reçeli, zeytini..  bitsin yine koyarım ama artmasın, tabakta asla kalmasın, kalsa bile tekrar aynı tabakla sokmamaya çalışırım dolaba… Ondandır bu evcilik oynuyormuş gibi küçük küçük kaseler…


Neyse işte sonra mutfağa girdim kahvaltılıkları hazırladım, O sırada Funda da uyandı … Dedim gel yeni bir tarif daha deneyelim, ıspanaklı kiş yapalım nasılsa daha zamanımız var. Bu arada kardeşim küçükken annem her hamur açtığında, baklava yaptığında yanında biter o da küçük oklavası ile açmaya çalışır sonra annemi çıldırtırdı, işte o nedenle bizim evin merdane ve oklava sorumlusu kendisi olur.  

Bu tarif de iş arkadaşımdan;  kendisi dört dörtlük bir mutfak erbabıdır, sadece bir Pazar günü yaptığı yemek çeşitleri  ile her pazartesi beni dehşete düşürmeyi başarabilen biri…

Tart hamuru benim korkulu rüyam, en son geçen sene yine bu zamanlar denemiştim tart yapmayı, ilk denememdi ve bir daha yapamam herhalde demiştim. Ürkmüştüm.. O nasıl birşeydi yarabbim ben kalıba bu kadar istikrarlı bir şekilde yapışmış  tart hamuru hayatım boyunca görmedim, umarım da bir daha görmem. Spatula ile kazımıştık, olmamıştı, tiksinçti…



Ama arkadaşım dedi ki; bu tarifin garantisi var, ilk denemede bile tutuyor. Gözümde bir kez daha yüceldi kendisi evet gerçekten ilk denememizdi ve nefis olmuştu.
Kişin pişmesi ile teyzemin kızının kapıdan girmesi aynı anda olduğundan sadece fırından ilk çıkarttığım haliyle çektiğim bir fotoğrafı var. Servis tabağına bile koyamadan güpletikJ 

Ama her iki tarifte özel birer yazıyı hakediyor bence. O yüzden en kısa zamanda her ikisini de tekrar deneyip fotoğraflayıp sizlerle paylaşacağım.


Yalnız bizim misafirlik birazcık farklı tamamlandı, kahvaltımızı ettik, sonra biraz muhabbet , bir iki saat geçti kahve ile cheesecake yendi.  Akşam üstü Teyzemin kızının balkonunda çay keyfi, arada bir film ve akşam onlarda balık.. Ne diyorsunuz bu işe misafirlik bizde başlayıp onlarda tamamlandı yemekten çatlayarak…



We had a guest for breakfast last Saturday. You can see on this post a kind of traditional Turkish breakfast . Actually I could not take complete table.
I am always amazed food blogs which I follow, how can they take photo them  those delicious foods without eating.
 
That day, the weather was sunny and bright, I woke up very early and opened all windows and balcony door. I felt that Spring is here and I wanted to have a colorful, fresh and bright table setting.
I tried to bake two new recipies. One of them was chocolate cheeese cake and other one was Spinach quiche. I have only a few photos of them.
But... I'll try them again and share with you as soon as possible because it was so delicious.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...